Yurt Gündemi, Son Dakika Yerel  Haberler Portalı. 07 Ocak 2009 Çarşamba 23:57. OLUR HABERLERİ, olur haberleri

 Yurt Gündemi
   www.YurtGundemi.com - Yerel haber portalı, son dakika yerel haberler...
 
Yerel Haber için şehir seçiniz.

   Son Haberler  |  Gündemdeki Şehirler: Hakkari - Ankara
SON DAKİKA OLUR HABERLERİ
Medyada Çıkan Yerel OLUR Haberleri
Çalışma hayatında değişen parametreler
Haber 7 - 07.01.2009 23:42
Her yıl ocak ayında vergi ve sosyal güvenlik mevzuatındaki birçok parametrede değişiklikler olur. Özellikle personel, insan kaynakları ve muhasebe bölümlerinde çalışanlar için bu tutarlar son derece önemlidir.

ERDOĞAN BİZ, DÜŞÜNCENİN KERBELA'SINI YAŞAMAK İSTEMİYORUZ
AA - 07.01.2009 21:50
İSTANBUL (A.A) - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Biz düşüncenin Kerbela'sını yaşamak istemiyoruz. Fikrin, şiirin Kerbela'sı olmaz, bunu yapamazsınız'' dedi. AK Parti İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu'nun, Feshane Kültür Merkezinde verdiği Muharrem ayı iftar yemeğinde konuşan Başbakan Erdoğan, Mevlana&#...

Erdoğan: Beyhude bir uğraş içindeler
SamanyoluHaber - 07.01.2009 20:34
Başbakan Erdoğan, AK Parti İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu'nun, Feshane Kültür Merkezinde verdiği Muharrem ayı iftar yemeğine katıldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''İnsanlarımızın arasına nifak sokmaya çalışanlar, açık söylüyorum, bin yıldır beyhude çaba sarf ettiler, halen de beyhude bir uğraş içindeler'' dedi. Konuşmasına, ''Sevgili ca...

Karbela olayları böyle anıldı - Foto
SamanyoluHaber - 07.01.2009 19:34
haber: Karbela olayları böyle anıldı - Foto

Kerbela'da şehit edilen Hazreti Muhammed'in torunu Hazreti Hüseyin ile 72 arkadaşı, Halkalı Aşura Meydanı'nda törenle anıldı. İŞTE İLGİNÇ FOTOĞRAFLARCaferilik İnancını Tanıtma, Araştırma ve Eğitim Derneği (Caferider) tarafından düzenlene tören, Kur'an-ı Kerim okunmasıyla başladı.
 
 Törende konuşan Türkiye Caferilerinin lideri ve Caferider Onursal Başkanı Selahattin Özgündüz, Hazreti Hüseyin'in 1369 yıl önce Yezid tarafından emrine girmediği gerekçesiyle efradıyla birlikte şehit edildiğini hatırlattı.
 
 İsrail'in Gazze'deki saldırılarına da değinen Özgündüz, ''İsrail'in Filistin'de giriştiği katliamı şiddetle ve nefretle kınıyoruz'' dedi.
 
 Özgündüz, İsrail'in Filistin halkına reva gördüğü mezalimin bir benzerinin Ermenistan tarafından Karabağ Türkleri'ne reva görüldüğünü ifade ederek, ''Bu konudaki suskunluğumuz Azerbaycan hükümetinin diplomatik çabalarının sonuç vereceğine olan umudumuzdur. Ermenistan şunu bilsin ki Türkiye'de onun nüfusundan daha fazla Azeri Türk'ü yaşamaktadır. Bir gün Azerbaycan devleti ve onun başkanı, diplomatik çabalardan umudunu kestiği işaretini verirse sel olur akar, volkan olur patlarız'' diye konuştu.
 
 Ermenilerden özür dilenmesine yönelik başlatılan kampanyaya da işaret eden Özgündüz, ''Suçlu taraf özür diler. Biz özür dileyecek değil, özür dilenecek tarafız'' dedi.
 
 Selahattin Özgündüz, genel bütçeden dini hizmet için ayrılan paydan bütün kesimlerin yararlandırılması, ders müfredatlarında bütün inançlara yer verilmesi gerektiğini söyledi. Özgündüz, ''Bu taleplerimiz verilmese dahi milli birliğimiz, toprak bütünlüğümüz ve devletimize zarar verebilecek hiçbir hareketin içinde bulunmadık, bulunmayacağız. Bu ülkede fitne unsuru olmayacağız'' diye konuştu.
 
 MAZLUMLAR HER ZAMAN HAKLIDIR
 
 Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay da 1369 yıl önce yaşanan vahşetin acısını ve yasını bugün de içlerinde duyduklarını söyledi.
 
 Filistin'de kadın, çocuk ve yaşlıların katliama uğradığını belirten Yeniay, ''İsrail'i lanetliyoruz. O kardeşlerimizin kanı yerde kalmayacak. Bu zulmü işleyenler er ya da geç hesabını verecek. Mazlumlar her zaman haklıdır. Zalimler kaybedecek'' dedi.
 
 Yapılan konuşmalardan sonra Azerbaycanlı tiyatro sanatçısı Hilal Mahmutoğlu Hasanov ve Zeynebiye Gençlik Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Kasım Alcan yönetiminde Karbela olayını anlatan ''Nebevi Gülistan'a Emevi Hazan'' isimli oyun sergilendi.
 
 Bu arada, siyah giyindiği gözlenen genç ve çocuklar, tören boyunca ellerini göğüslerine ve başlarına vurdular.
 
 Törenin bitmesinin ardından çok sayıda kişi Kızılay çadırlarında Filistin halkına ulaştırılmak üzere kan bağışında bulundu. Törenler sırasında kırmızı giysiler giymiş bir grup çocuk, güvercin uçurdu. Kerbela'da şehit edilen Hazreti Muhammed'in torunu Hazreti Hüseyin ile 72 arkadaşı, Halkalı Aşura Meydanı'nda törenle anıldı. İŞTE İLGİNÇ FOTOĞRAFLARCaferilik İnancını Tanıtma, Araştırma ve Eğitim Derneği (Caferider) tarafından düzenlene tören, Kur'an-ı Kerim okunmasıyla başladı. Törende konuşan Türkiye Caferilerinin lideri ve Caferider Onursal ...

"Cumhuriyete sahip çıkanlardan hesap soruluyor"
HaberX - 07.01.2009 18:19
haber: 'Cumhuriyete sahip çıkanlardan hesap soruluyor'

Deniz Baykal, Ergenekon soruşturmalarıyla ilgili sert açıklamalarda bulundu. Ergenekon operasyonunu tamamen bir 'hesaplaşma' zihniyeti taşıdığını savunan Baykal, 'Bu hesap şahsi değildir. Onların temsil ettiği ilkeler ve değerlendirmelerden soruluyor. Bu şahsi bir hesaplaşma değil, Cumhuriyet'in temel değerleri ve ilkeleriyle hesaplaşılmaktadır. Bundan sonra Cumhuriyeti, savunacaklara gözdağı verilmektedir' dedi. Baykal, 'Sistematik bir biçimde Türkiye'yi tarihi çizgisinden çıkarmaya yönelik bu uygulama aşama aşama uygulanıyor. Hiçbir demokratik toplumda böyle tablolar yaşanmaz. Anca rejim değişikliği öncesinde böyle şeyler olur. Böyle bir manzara ile karşı karşıyayız' dedi Deniz Baykal, Ergenekon soruşturmalarıyla ilgili sert açıklamalarda bulundu. Ergenekon operasyonunu tamamen bir "hesaplaşma" zihniyeti taşıdığını savunan Baykal, "Bu hesap şahsi değildir. Onların temsil ettiği ilkeler ve değerlendirmelerden soruluyor. Bu şahsi bir hesaplaşma değil, Cumhuriyet'in temel değerleri ve ilkeleriyle hesaplaşılmaktadır. Bu...

16:45 Baykal: ''Bunlar, intikam operasyonu, siyasi hesaplaşmadır, rejim değişikliklerinde olur''
NetGazete - 07.01.2009 16:42
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Ergenekon soruşturması ile bağlantılı operasyonları ve göz altına alınan kişileri değerlendirdiği basın toplantısında, ''Türkiye, tarihi bir virajı dönüyor. Bunlar, ancak, rejim değişikliklerinde olur. Bu, bir intikam operasyonudur'' dedi. Baykal, ''Hesaplaşma, gözaltına alınan şahıslarla değil, cumhuriyetledir'' di...

NİYE RAHATSIZ OLDUNUZ?
SamanyoluHaber - 07.01.2009 15:18
Başbakan'ın İsrail'e laf söylemesi Doğan Medyasını çıldırttı. Yoksa ? İsrail'in minicik çocuklara varana kadar gözünü kırpmadan öldürmesi ve insanların üzerine bomba yağdırması karşısında duyarsız kalabilecek bir vicdan sahibi olamaz. Aslına bakarsanız İsrail'in bu konuda ne kadar insanlıktan çıkmış olduğunu Dışişleri Bakanı Livni'nin insanı...

Dünyanın en komik sakatlıkları! (GALERİ)
MyNet - 07.01.2009 14:24
Sakatlığın da komiği mi olurmuş?" Demeyin.. Olur mu olmaz mı? Buyurun siz karar verin..

Dünyanın en komik sakatlıkları! (GALERİ)
MyNet - 07.01.2009 14:24
Sakatlığın da komiği mi olurmuş?" Demeyin.. Olur mu olmaz mı? Buyurun siz karar verin..

14:20 CHP'li Kart'tan Ergenekon tepkisi: "Böyle bir soruşturma, ancak polis ve parti devletlerinde olur"
NetGazete - 07.01.2009 14:21
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Ergenekon soruşturması kapsamında bugün yaşanan gözaltılara tepki gösterdi. Kart “Böyle bir soruşturma demokrasi ve hukuk devletlerinde olmaz ancak polis ve parti devletlerinde olur” dedi. Soruşturmanın hükümeti eleştirenleri, muhalif düşünenleri sindirmeye yönelik olduğunu savunan Kart “Faşizan süreçlerde yaşana...

CHP'li Kart'ta Ergenekon tepkisi
HaberX - 07.01.2009 14:19
haber: CHP'li Kart'ta Ergenekon tepkisi

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Ergenekon soruşturması kapsamında bugün yaşanan gözaltılara tepki gösterdi. Kart 'Böyle bir soruşturma demokrasi ve hukuk devletlerinde olmaz ancak polis ve parti devletlerinde olur' dedi. Soruşturmanın hükümeti eleştirenleri, muhalif düşünenleri sindirmeye yönelik olduğunu savunan Kart 'Faşizan süreçlerde yaşanan bir durum' dedi. CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Ergenekon soruşturması kapsamında bugün yaşanan gözaltılara tepki gösterdi. Kart "Böyle bir soruşturma demokrasi ve hukuk devletlerinde olmaz ancak polis ve parti devletlerinde olur" dedi. Soruşturmanın hükümeti eleştirenleri, muhalif düşünenleri sindirmeye yönelik olduğunu savunan Kart "Faşizan süreçlerde yaşana...

CHP li Kart tan Ergenekon Tepkisi: Böyle Bir Soruşturma ...
Haberler.com - 07.01.2009 14:02
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Ergenekon Soruşturması Kapsamında Bugün Yaşanan Gözaltılara Tepki Gösterdi. Kart 'Böyle Bir Soruşturma Demokrasi ve Hukuk Devletlerinde Olmaz Ancak Polis ve Parti Devletlerinde Olur' Dedi. Soruşturmanın Hükümeti Eleştirenleri, Muhalif Düşünenleri Sindirmeye Yönelik Olduğunu Savunan Kart 'Faşizan Süreçlerde Yaşana...

Ergenekon ve Muharrem ayı
SamanyoluHaber - 07.01.2009 13:17
Araştırmacı-Yazar Mustafa Yakutcan'ın henüz yayınlanmamış kitabında geçen "ilginç tarih"ler sizi de çok şaşırtacak! Araştırmacı-Yazar Mustafa Yakutcan'ın hazırlamakta olduğu "Tanrı Zar Atmaz" kitabında temas ettiği yakın siyasi tarihimizde yaşanan bazı olayları ilginç tespitlerini bir kısmını bizimle paylaşmaya devam ediyor. MUHARREM A...

Kilo vermenin 9 yolu
SamanyoluHaber - 07.01.2009 12:17
haber: Kilo vermenin 9 yolu	

Hiç kendinizi "Bunu yememem gerektiğini biliyorum, fakat dikkat etmiyorum", "Bugün çok kötü bir gün geçirdim, bunu yemeyi haketmedim" ya da "Bir şeyler yedim, yapmamalıydım. Günün geri kalanı için belki diyetimi devam ettirebilirim" şeklinde düşünürken buldunuz mu?
 
 Birçok insan için diyet çok zordur, çünkü nasıl diyet yapacaklarını ve düzenli olarak nasıl kilo vereceklerini bilmiyorlar. Bilişsel davranış prensipleri (CBT) tedavisi uygulayarak etkili bir diyet seçebilir ve diyeti nasıl sürekli takip edeceğinizi, stres, açlık ve negatif duygularla nasıl başa çıkacağınızı öğrenebilirsiniz. Bunların hepsini düşüncenizi değiştirerek yapabilirsiniz.
 
 CBT tedavisi insanlara problemlerin nasıl çözüleceğini öğretmek için çalışıyor. Öncelikle, yavaş ve oturarak yeme, her ısırıktan zevk alma, atıştırmalarınızı düzenli sayılarda tutma gibi ihtiyacınız olan davranışları öğrenmeniz gerekiyor. Sonra düşüncenizi değiştirmelisiniz ve bunu davranışlarınıza yansıtmalısınız.
 
 Dr. Judith Beck'in yazdığı kitapta kilo vermenize yardımcı olacak bazı öğütler yer alıyor:
 
 1. Sabotaj düşüncelerine karşılık verin: Bunun hakkında bilinçli olmayabilirsiniz, her zaman yemeden önce durup düşünün. Örneğin, dolapta açılmış bir kurabiye paketi görürseniz, otomatik olarak bir tane almayın. Önce düşünün "Gerçekten bunu yemeyi istiyor muyum, bir tane alsam sorun olur mu ?" diye düşünün. Eğer bu düşünceyi cevaplayamıyorsanız kurabiye yiyin. Eğer "Bunu gerçekten yemek istiyorum, fakat yapmamalıyım. Çünkü bu benim diyetimde yok, buna sadık kalmalıyım" derseniz yememelisin. Eğer tetikleyicileri (birinin 1 dilim kek teklif etmesi gibi) tespit etmeyi öğrenebilirsen sabotaj düşüncelerine maruz kalmayı en alt düzeye indirirsin.
 
 2. Aç olma ve olmama arasındaki ayrımı ayırt edin: Zayıf insanlar gerçekten aç olduklarını daha kolay ayırt ederler, çünkü mideleri boştur ve boş olmadığı zaman bir şeyler yemeyi arzular. Zayıf bir insan gibi düşünmek için, açlık ve yeme isteği arasındaki farkı anlatmayı öğrenmek zorundasın. Açlık toleransınızı deneyin. Fiziksel açlık duygusunu hissedene kadar birkaç saat yemeden durun. Eğer duygu midenizdeyse muhtemelen açsınız; eğer değilse sadece yeme isteğiniz vardır.
 
 3. Haksızlığa odaklanmayın: Birçok zayıf insan yemesini belli bir dereceye kadar sınırlandırır. Çok fazla çaba harcamadan sınırlarını kabul ederler. Diyet yapanlar ise diğerleri istediğini yerken nasıl adil olunacağı konusuna odaklanır ve kendilerini mahrum hisseder. Kendinizi başarılı şekilde diyetini uygulayanlarla karşılaştırmaya başlayın, çünkü onlar kesinlikle sınırlı bir şekilde yiyorlar. Haksızlık ve mahrumiyet duygusu hakkında kendinize şunu hatırlatın: "Ya bu yiyecekten şimdi mahrum kalacağım ya da zayıf olmaktan mahrum kalacağım. Bu nedenle hangisini istediğime ben karar vermeliyim".
 
 4. Düşüncelerinizi yazın: Hemen herkesin az da olsa kilo verme deneyimi olmuştur, fakat birçok insan kilodan uzak durma deneyimi yaşamamıştır. Davranışınızda kısa süreli değişiklikler yapabilirsiniz, ancak düşüncenizi değiştirmedikçe muhtemelen bu davranış değişikliğine tahammül edemezsiniz. Düşüncelerinizi değiştirmenin bir yolu tekrar tekrar yeni fikirlerinizi uygulayın ve kart fihristinde sabotaj düşüncelerinize vereceğiniz cevapları yazın.
 
 5. Direniş kaslarını geliştirin: En yaygın sabotaj düşüncelerinden biri, "Eğer bunu yersem sorun olmaz" düşüncesidir. Bu sadece kaloriler hakkında değil. Planlamadığın zaman her seferinde yeme isteğine teslim olursun. Bir sonraki sefer daha çok teslim olursun. Bunun tersine, direndiğin her seferde de direncin artar ve yeme isteğine karşı daha çok direnirsin. Eğer kilo vermek ve bunu sürekli korumak istiyorsan, direnç kaslarını güçlendirecek ve teslimiyet kasını zayıflatacak her fırsata ihtiyacın olacak.
 
 6. Gerginliğinizi azaltın: İç sesimiz bize "Bunu istiyorum... Gerçekten bunu yapmamalıyım... Bu benim diyetimde yok..." gibi şeyler söyler. İç sesimiz nerede susarsa, yemeye ya da yememeye karar vermişizdir. Bu iç ses bizi gerginleştirir ve bir kere "Ben bunu yiyeceğim" kararı verirsen gerginlik hafifler. Fakat, ağzına koymadan önce ferahlama duygusuna dikkat et. Yeme kararın gerginliğini azaltacağı gibi, yememe kararın da bunu yapar. Kendini oyalayarak yeme isteğini uzaklaştırabilirsin. Farklı insanların farklı tekniklere ihtiyaçları vardır, bu nedenle birkaçını dene ve hangisinin senin için olduğunu gör. Örneğin, dişlerini fırçalamak, tırnaklarını parlatmak, arkadaşını aramak, yürüyüşe çıkmak ya da internette sörf yapmak işe yarayabilir.
 
 7. Oturarak yemek yiyin: Kilo vermeye çalıştığın zaman yediklerini sınırlandırman gerekiyor. Maksimum fayda sağlamak için yemenin zevkine odaklanman gerekiyor. Ayaktayken dikkatin genelde bölünüyorsa yemekten maksimum zevk alamazsın. Ayakta atıştırmak nedense yemekten sayılmıyor. Ayaktayken yemeğe niyetlenirsen kendini durdur, oturarak her lokmanın tadına var.
 
 8. Planlamanın önemi: İnsanlar için zor şeylerden biri ne zaman istersen yemek gibi spontan yemek fikrinden vazgeçmektir. Fakat "Bu geçmişte işe yarıyor muydu?" Ve insanlar bunu düşününce anlarlar. İstedikleri her zaman yemek yerine programa göre yemek yeme becerisini öğrenmek zorundadırlar. Yarın yiyeceğiniz tüm yemeklerin planını yazın. Ertesi gün planda yediklerinizi kontrol edin ve planda olmayan bir şey yediyseniz onu not edin. Bu planı haftalarca, aylarca ve hatta tüm kilolarınızı verene kadar uygulayın.
 
 9. Duygusal nedenlerle yemeye son verin: Duygusal yemek büyük bir sorun, kilo sorunu olan herkes zaman zaman duygusal bir sebepten dolayı yemek yiyor. Bazı insanlar üzüntülü ya da endişeli olunca, diğerleri yalnız olduklarında ya da sıkıldıkları zaman yemek yer. Birçok diyet yapan insan kendini yemekle sakinleştirdiğini düşünüyor. Fakat yemek yemek sorunu çözmüyor, senin sıkıntını geçiriyor gibi oluyor. Aslında, başka bir soruna yol açıyor, diyetinin dışına çıktığın için kendini suçlu hissediyorsun. Yemek yemeye yönelmek yerine, bu teknikleri deneyebiliriz. Nasıl hissettiğinizi belirleyin: "Üzgünüm, aç değilim". Kendinize seçenek vermeyin, kendi kendinize "Seçeneğim yok. Bunu yemeyeceğim" deyin ve böylece mücadeleyi kazanacaksınız.
 
 Zaman Online Hiç kendinizi "Bunu yememem gerektiğini biliyorum, fakat dikkat etmiyorum", "Bugün çok kötü bir gün geçirdim, bunu yemeyi haketmedim" ya da "Bir şeyler yedim, yapmamalıydım. Günün geri kalanı için belki diyetimi devam ettirebilirim" şeklinde düşünürken buldunuz mu? Birçok insan için diyet çok zordur, çünkü nasıl diy...

Ne kadar aşık olduğunuzu test edin!
HaberAktuel - 07.01.2009 09:51
haber: Ne kadar aşık olduğunuzu test edin!

Maddi sıkıntılar ilişkinizi ne kadar etkiler, tartışmalarınızda genelde özür dileyen kim olur, İlk buluşmanızı hatırlıyor musunuz? Siz hayatınızdaki insana ne kadar aşıksınız? Testi çözün, cevabı öğrenin... Maddi sıkıntılar ilişkinizi ne kadar etkiler, tartışmalarınızda genelde özür dileyen kim olur, İlk buluşmanızı hatırlıyor musunuz? Siz hayatınızdaki insana ne kadar aşıksınız? Testi çözün, cevabı öğrenin...

İNSANLIK ÖLMÜŞ, 3 BEBEĞİN LAFI MI OLUR!
SamanyoluHaber - 07.01.2009 09:51
Evlat acısı nedir bilir misiniz? Şahsen ben bilmiyorum. Allah kimseye de bildirmesin. Öncelikle bu fotoğrafa bakın ve 10 saniye düşünün lütfen. 10 saniyeliğine de olsa kendinizi 3 çocuğunu yitirmiş babanın yerine koyun. Bu acıyı anlamak için baba olmak gerekmiyor. Bu manzara karşısında hangi göz yaşarmaz, hangi vicdan kanamaz, hangi yürek dağla...

Ne kadar aşık olduğunuzu test edin!
Haber 7 - 07.01.2009 09:00
Maddi sıkıntılar ilişkinizi ne kadar etkiler, tartışmalarınızda genelde özür dileyen kim olur, İlk buluşmanızı hatırlıyor musunuz? Siz hayatınızdaki insana ne kadar aşıksınız? Testi çözün, cevabı öğrenin...

VAHŞETİN FATURASI KİME ÇIKACAK?
SamanyoluHaber - 07.01.2009 07:34
Bu korkunç fotoğraf karşısında ABD'nin sessiz kalması, Harvardlı akademisyenlerin tezini doğrulamıyor mu? Amerika'nın itibarlı eğitim kurumlarından Harvard ve Chicago üniversitelerinde çalışan iki akademisyen, imza attıkları akademik bir çalışma yüzünden az daha aforoz edileceklerdi. Stephen Walt ve John Mearsheimer isimli iki araştırmacının suçu, ...

MUHARREM'İN ÖZELLİĞİ...
SamanyoluHaber - 07.01.2009 07:34
On Muharrem'deki aşure tatlısı nereden kaynaklanmaktadır? Muharrem'in özelliği, 'aşure'nin güzelliği nereden geliyor? Soru: Efendimizin hicreti, Rebiul'evvel ayının başında başlamasına rağmen hicri tarihin iki ay geriden gelen Muharrem'den başlatılmasının sebebi neydi, Muharrem ayının tercihe sebep olan özellik ve güzellikleri mi vardı yoksa? C...

Ben Robot
YeniSafak - 07.01.2009 04:01
2035'te teknoloji sayesinde yaşam insanlar için daha kolaydır. Ancak insanlığın sorunları bitmez. Faili meçhul bir dizi cinayet, dedektif Spooner'ın bir şeylerin ters gittiğini anlamasına neden olur. Spooner, robot uzmanı doktor Susan ve Sonny adlı robot, olayları çözmek için b...

Kerbela'yı nasıl anmalı? - İZLE
SamanyoluHaber - 07.01.2009 00:34
Müslümanların yüreğini sızlatan, akla geldiğinde ise gözleri yaşartan Kerbela Hadise'sinin yıldönümündeyiz. İşte Hocefendi'nin Kerbela ile ilgili mülahazaları.. Fethullah Gülen Hocaefendi herkül.org sitesinde yayınlanan haftalık sohbetinde, toplumun bazı kesimleri arasında hala husumet ve ayrılıklara vesile yapılan Kerbela hadisesini değerlendirdi....

Veli Küçük'ün üzeri çizildi!
SamanyoluHaber - 06.01.2009 22:34
haber: Veli Küçük'ün üzeri çizildi!

'Ergenekon' davasının bugünkü duruşmasında, sanıklardan Doç. Dr. Emin Gürses'in çapraz sorgusu yapıldı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, tutuklu sanıklardan Doç. Dr. Emin Gürses'in emniyet, savcılık ve mahkemede verdiği ifadeler, Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün tarafından okundu.
 
 Duruşmada çapraz sorgusu yapılan Gürses, bir telefon konuşmasında tehdit içerikli ifadelerinin olduğunun hatırlatılması üzerine, 'Konuşmamda söylediğim gibi... Bu zaman dönecek, bu operasyonları yapanlar içeri girecek, biz dışarıda olacağız' dedi.
 
 Savcılıkta 8 saat ifade verdiğini ve zabıt katibinin 3 sayfalık bir tutanak düzenlediğini ileri süren Gürses, tutanakta hatalar olduğunu iddia etti.
 
 Cumhuriyet savcısı Mehmet Ali Pekgüzel'in, sanıklardan Ümit Sayın'a cezaevinde dikte ettirildiği öne sürülen dilekçeye ilişkin bir sorusu üzerine Gürses, 'Cezaevinin kamera kayıtlarına bakarsanız, müdüre sorarsanız bu konuyu öğrenirsiniz. Bunu en iyi müdür bilir. Ben Hayrettin Ertekin ile Sayın'ı bahçede bir şeyler yazarken gördüm, ama ne yazdığını bilmem. Ümit Sayın durumunu anlattı. Ona sormak lazım' dedi.
 
 'KÜÇÜK'Ü NE ZAMANDAN BERİ TANIYORSUN?'
 
 Gürses, Veli Küçük'ü tanıdığı tarihe ilişkin farklı beyanları bulunduğu anımsatılarak bu kişiyi tam olarak ne zamandan beri tanıdığının sorulmasına karşılık, insanları ne zamandır tanıdığının kendisi için önemli olmadığını belirterek, 'Bunun notunu tutmadım. İyi ki de tutmamışım. Not tutanlar hep burada' diye konuştu.
 Bir telefon konuşmasında Küçük'e kefil olmayacağı yönündeki beyanı hatırlatılarak bunun sebebi sorulan Gürses, 'Küçükler büyüklere kefil olmaz. Bizim usulde böyledir. Bunun için böyle dedim. Ama ben Veli paşayı her gördüğüm yerde elini öperim. Bu suç, filan diyorlar, kimse benim kimin elini öpeceğime karışmasın' yanıtını verdi.
 
 Küçük'ün 'büyük işler yaptığı' yönündeki beyanını açıklaması istenilen Emin Gürses, Bakü'den 'Kaçkınlar' adı verilen ve Ermeniler nedeniyle kendi yerlerinden kaçmış olan 1 milyon kişinin çok zor şartlarda yaşadığını, Küçük'ün bu kişilere yardım etmek için de çalıştığını anlatarak, hayır işlerinin kendisi tarafından 'büyük işler' olarak görüldüğünü söyledi.
 
 'VELİ KÜÇÜK'ÜN ÜZERİ ÇİZİLDİ Mİ?'
 
 Savcı Pekgüzel'in, 'Veli Küçük'ün üzerinin çizildiği yönündeki' beyanını anımsatarak bu konuya açıklık getirmesin istediği Gürses, Küçük'ün dünya Azerilerinin başkanı olduğunu, Amerika'nın Azerileri ayaklandırmaya çalıştığını, bunun için irtibat kurmak istediği Küçük'ün reddetmesi nedeniyle 'üzerinin çizildiğini' savundu.
 
 Gürses, 'intihar girişiminde bulunduğu belirtilen Muzaffer Tekin'in kendisini bıçaklaması olayından neden 'bıçaklanması olayı' diye bahsettiği' sorulunca, konuşma şeklinin yanlış anlaşıldığını, olayı bu şekilde ifade ettiğini kaydetti.
 
 Savcı Pekgüzel, Gürses'e, kendisine yöneltilen bir soru üzerine başörtüsünün serbest bırakılmasını tavsiye ettiğini, ardından da 'Bırakacaksın millet yesin bir birini. Bakalım Tayyip altından nasıl çıkacak' diye konuştuğunu belirterek, burada ne demek istediğini sordu.
 
 Sanık Emin Gürses de, bir üniversitede biri başörtüsünü savunan 2 Kürtçü grupla ilgili bir soru üzerine bu konuşmayı yaptığını ve başörtüsünün serbest bırakılması halinde bu grupların bir araya gelmeyeceğini ifade ettiğini savundu.
 
 'HRANT DİNK'İ DİASPORA ÖLDÜRTTÜ'
 
 Sevgi Erenerol ile yaptığı bir görüşmeye ilişkin soru üzerine de Emin Gürses, 'Sevgi bana orada diyor ki, 'Hrant Dink'in öldürüldüğünün iyi olduğunu söyleyenler var'. Ben de Sevgi'ye diyorum ki, 'Ne diyorsun Sevgi. Hrant Dink'i diaspora öldürttü'. Biz bunu konuşuyorduk' dedi.
 
 Gürses, bir telefon görüşmesinde gözaltına alınıp alınmayacağı konusunda beyanlarda bulunarak gözaltına alınması durumunda 'Bizimkiler ABD ve İsrail konsolosluğunu havaya uçururlar' dediğinin hatırlatılması üzerine, 'Onlar sizinkiler değil, bizimkilerdir. MİT, Emniyet hepsi bizimkilerdir. Bana bir şey olursa onlar koruyacaklar beni' diye konuştu.
 
 Emin Gürses, bunun üzerine savcı Pekgüzel'in, 'Sizi gözaltına alacak olan emniyet değil mi?' sorusuna karşılık da, 'Beni Emniyet almadı. İstihbaratın içinde bulunan bir ekip aldı. Ben daha önceden anlattım bunu' cevabını verdi.
 
 Ergün Poyraz'a emekli Orgeneral Şener Eruygur tarafından dergi verildiği yönündeki beyanları da anımsatılan Gürses, Poyraz gözaltına alındıktan sonra kendisiyle ilgili araştırma yaptığını, bu gibi bilgilerin basında yer aldığını, konuşmasında da bundan bahsettiğini söyledi.
 Gürses, Poyraz'ın kendisine Eruygur'dan belge aldığı yönünde herhangi bir beyanının olmadığını kaydetti.
 
 HABLEMİTOĞLU CİNAYETİ
 
 Öldürülen Necip Hablemitoğlu'na ilişkin bir soru üzerine de Gürses, 'Necip Hablemitoğlu, öldürülebileceğim konusunda beni uyarmıştı. 15-20 gün sonra kendi öldürüldü. Bilgisayarından bazı bilgilerin kayıp olduğu söyleniyordu. Konuşmamda, Necip'in Çevik Bir'e, o dönem ki MİT Müsteşarına yakın olduğunu, nasıl öldürüldüğünü sordum' diye konuştu.
 
 Savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in, 'Kuvayı Milliye örgütlerinin içine CIA'in sızdığı, Taner Ünal ve Mehmet Fikri Karadağ'ın böyle kişiler olabileceği' yönündeki beyanlarını sorması üzerine Gürses, bunları da basından takip ettiğini, daha sonradan Karadağ'ı tanıdığını ve kendisinden özür dilediğini kaydetti.
 Gürses, savcı Pekgüzel'in herhangi bir istihbarat örgütünde çalışıp çalışmadığı yönündeki sorusuna da, 'Allah'a çok şükür Mustafa Kemal'in örgütünde çalışıyorum' yanıtını verdi.
 İngiltere'de CIA'ya ait kart alıp almadığı sorulan Gürses, Londra'da iken konferans salonlarında karşılaştığı çeşitli istihbarat örgütlerinden aldığı kartları Türk istihbaratına verdiğini anlattı.
 
 PERİNÇEK SALONDA BAĞIRDI
 
 Savcı Nihat Taşkın da, Emin Gürses'e, İşçi Partisine (İP) üye olup olmadığını sordu. Gürses, söz konusu partiye üye olmadığını belirterek, 'İnşallah olur. Türkiye'de parti üyeliğim olmadı' dedi.
 
 Savcı Taşkın'ın, 'aramalarda evinde ele geçirilen Doğu Perinçek'in kitle çalışması raporuna ilişkin' sorusu üzerine oturduğu yerden ayağa kalkan İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, 'İP yasa dışı bir örgüt mü?' diye bağırdı.
 
 Perinçek'in avukatları da savcının bu sorularına tepki göstererek, 'Burada yargılanan İP midir? Partinin ve Perinçek'in kamuoyuna açıklanmış faaliyetleri gizli örgütmüş gibi ima ediliyor' görüşünü dile getirdi.
 
 Daha sonra Gürses, İP'te yasal bir görevinin olmadığını, görev verilirse kabul edeceğini söyledi.
 
 HRANT DİNK'İ KİM UYARDI?
 
 Savcı Nihat Taşkın, Gürses'e, bir gazeteciyle yaptığı röportajı anımsatarak, 'Hrant Dink'i kim uyardı? Bu bilgileri neye dayalı söylüyorsunuz?' sorusunu yöneltti.
 Emin Gürses, söz konusu röportajın olduğu gazeteyi mahkeme heyetine göstererek, 'Burada hepsi yazılmış. Bunları televizyonda da söylemiştim. Ya gazete takip etmiyorsunuz ya da Gürses'i siz ciddiye almıyorsunuz' diye konuştu.
 
 Savcı Taşkın'ın bu sorusuna Gürses'in avukatı Filiz Esen, yargılamayla ilgisi bulunmadığı gerekçesiyle itiraz etti. Taşkın'ın Gürses'e yönelttiği Necip Hablemitoğlu'na ilişkin sorulara da avukatları itirazda bulundu.
 
 Mahkeme Heyeti Bakanı Köksal Şengün de, 'Savcı bey olayımızla ilgili değil' dedi. Taşkın'ın bu konunun Kemal Kerinçsiz ve Sevgi Erenerol arasındaki telefon görüşmelerinde geçtiğini belirtmesi üzerine Şengün, 'Sayın savcı, yargılama iddianamedeki sevk maddeleriyle sınırlı. O beyanlar ayrı bir tahkikatın konusu olabilir. O tahkikatta gündeme getirilir' diye konuştu.
 
 DANIŞTAY SALDIRISI
 
 Savcı Taşkın'ın, 'Alparslan Arslan'ın bahsettiği Salih Kunter, Bulgaristan'a gidilmesi ve para konularıyla ilgili ne biliyorsunuz' sorusu üzerine Gürses, şöyle konuştu:
 'Bunları televizyona çıktım, açıkladım. Savcıları uyardım. Şu hattı takip edin diye. Avukatım bana söylemişti. 'Saldırının arkasında türban meselesi değil, 10 milyar dolarlık yatırımın yasa dışı bulunup Danıştay'da iptal edilmesi yatıyor', dedim. Bilgi verdim, görevimi yaptım. Tetikçilerin ötesine bakın diye her zaman söylüyorum. Hablemitoğlu ile ilgili de savcılar çağırırsa tekrar açıklamada bulunurum.'
 
 Söz alan tutuklu sanık Ergün Poyraz da, 'Necip Hablemitoğlu cinayetini çözmek için Amerika'nın Ankara Başkonsolosluğu'na 'Hablemitoğlu'nu niye takip ettirdiniz, niye evini gözlemek için araba kiraladınız' sorularının sorulması gerekir. Bu sorulursa cinayeti yapanları, tetiği çekenlere kadar söylerim. Hablemitoğlu'nun Çevik Bir ile ilişkisi yok' dedi.
 
 'Mahkemenin tarikatçıların intikam sahası haline geldiğini' öne süren Poyraz, 'Tarikatçı hakim, tarikatçı savcı' sözlerini sarf ettiği sırada Başkan Şengün tarafından, bu şekilde konuşmaması konusunda uyarıldı.
 
 DİĞER SANIKLARIN BEYANLARI
 
 Tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz de, savcılarca mahkemenin izin vermediği soruların bile yöneltildiğini ifade ederek, 'Kolluk sorgu sistemini buraya getirdiler. Az önce önlerine bir faks geldi. Emniyet soruları buraya yolluyor' iddiasında bulundu.
 
 Tutuklu sanık Mehmet Zekeriya Öztürk de, 'Emin Gürses bir telefon konuşmasında orgeneral Necati Özgen'in beni bir toplantıdan kovduğunu söylüyor. Gürses, benim CIA olduğumu söylüyor. Onu Antalya'da bir toplantıda gördüm, 'niye böyle konuşuyorsun' dedim. Bana, 'senin giydiğin donda ay yıldız var' dedi. Ben de ona seninkinde anglosakson var, dedim' diye konuştu.
 
 Buna tepki gösteren Gürses, 'Yalan söyleme, onu sen dedin. Bu yalan söylemeye başladı. 'Devlet hepimizin donunu verdi' diyordu. Donumda ay yıldız var diyen kendisidir' ifadesini kullandı.
 
 Öztürk, kendisinin 10 tane kimliği olmadığını öne sürerek, Ulusal Kanal'da çalışırken kendisine bu tür kimliklerin yakıştırıldığını, bunun İşçi Partisi ve Aydınlık Dergisinin bir karalama kampanyası olduğunu söyledi.
 
 VEDAT YENERER'DEN DAVA
 
 Öte yandan, tutuklu sanıklardan Vedat Yenerer de, Ümraniye'de ele geçirilen bombaların yasaya aykırı imha edilmesi kararı nedeniyle İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Ahmet Civelek ve İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz hakkında soruşturma açılmasına izin vermeyen Adalet Bakanlığının bu kararının iptali için Ankara İdare Mahkemesi'ne dava açtı.
 
 Yener'in avukatı Vural Ergül'ün hazırladığı dava dilekçesinde, şikayet ettikleri hakim Civelek ile savcı Öz'ün, açık yasa hükümlerine rağmen, soruşturma sürecinde yasaya aykırı olarak Ergenekon iddianamesi daha tanzim edilmeden bombaların imhasına ilişkin karar verdiklerini savundu.
 
 Dilekçede, Adalet Bakanlığının, yasaya aykırı karar ile imha edilen delillere ilişkin sorumluluğunun hesabının sorulmasını sağlaması gerektiği öne sürüldü.
 
 6 ADET CD'NİN ASILLARININ İSTENMESİ KARARLAŞTIRILDI
 
 ''Ergenekon'' davasının bugünkü duruşmasında Mahkeme Heyeti, MİT'ten, 3 Temmuz 2002'de kuruma intikal eden 6 adet CD'nin asıllarının istenmesine karar verdi.
 
 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, verilen aranın ardından Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, alınan kararları açıkladı.
 
 Mahkeme Heyeti, MİT Müsteşarlığına yazı yazılarak, 3 Temmuz 2002 tarihinde kuruma intikal eden, ancak kaynağının tespit edilemediği bildirilen 6 adet CD'nin kopyaları alındıktan sonra asıllarının incelenmek ve iade edilmek üzere istenmesine karar verdi.
 İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 14 Eylül 2007 tarihli kararına istinaden tutuksuz sanık Ali Yiğit hakkında 4 haftalık izleme kararı alındığını belirten Mahkeme Heyeti, bu husus göz önünde bulundurularak İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne yazı yazılıp, Yiğit'le ilgili var ise tespit edilen tüm görüntü ve ses alma (ortam dinlemesi) işlemlerine ilişkin belgelerin tutanaklarıyla gönderilmesinin istenmesini karara bağladı.
 
 Mahkeme Heyeti, sanıklardan Aydın Yüksek'in talebi doğrultusunda, Tuncay Güney'in 2001'de İstanbul Havalimanı'ndan yurt dışına çıkış yaptığı tarihin ve eğer mevcutsa bu tarihteki kayıtlar dikkate alınarak Güney'in refakatindekilerin görüntülerinin gönderilmesinin istenmesine hükmetti.
 
 Güler Kömürcü Öztürk ile eşi Zekeriya Öztürk'ün, aralarındaki telefon görüşmelerinin dinlendiği tarihte nişanlı olduklarına dair herhangi bir belge sunulmadığını belirten Mahkeme Heyeti, Güler Kömürcü Öztürk'ün eşiyle görüşmelerine ilişkin telefon kayıtlarının imhasına ilişkin talebinin, kendisi ve eşinin dosyanın sanıkları olması da dikkate alınarak reddine karar verdi.
 
 Emniyet Genel Müdürlüğüne müzekkere yazılarak, 2 Mart 2001'de gözaltına alınan Tuncay Güney ve Ümit Oğuztan ile ilgili İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından intikal etmiş evrak, belge ve mülakat kasetleri var ise gönderilmesinin istenmesine karar veren Mahkeme Heyeti, Nusret Senem'in Cumhuriyet Savcısı hakkındaki sözlerine ilişkin, bu celsenin tutanakları da eklenip gereğinin takdiri ve ifası için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini karara bağladı.
 
 Mahkeme Heyeti, Tuncay Güney ile ilgili kasetlerin izlenmesi yönündeki talebin, söz konusu kasetlerin mahkemece incelenmesinden sonra karara bağlanmasına hükmetti.
 
 Tutuklu sanıkların bu hallerinin devamına karar veren Mahkeme Heyeti, duruşmayı 8 Ocak Perşembe günü saat 09.30'a bıraktı.
 
 AA "Ergenekon" davasının bugünkü duruşmasında, sanıklardan Doç. Dr. Emin Gürses'in çapraz sorgusu yapıldı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, tutuklu sanıklardan Doç. Dr. Emin Gürses'in emniyet, savcılık ve mahkemede verdiği ifadeler, Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün tarafından okundu. Duruşmada çapraz sorgusu yapılan Gürses, bir ...

20:20 Rus Gazprom Başkan Yardımcısı: "Bazı çevreler, gaz kartını Rusya ve Gazprom'a karşı kullanıyor"
NetGazete - 06.01.2009 20:21
Temaslarda bulunmak için Londra'ya giden Rus Gazprom Başkan Yardımcısı Aleksandır Medvedev, düzenlediği basın toplantısında, "Bazı ülkelerin bir kez daha Rusya ve Gazprom'a karşı gaz kartını" kullandığını söylediğini duyurdu. Medvedev, mevcut krizden dolayı Rusya ve Gazprom'un suçlanması gerektiren hiçbir neden bulunmadığını belirterek, 2006 yılı b...

17:10 Fenerbahçe, Gökhan Emreciksin ve Abdülkadir Kayalı ile 4,5 yıllık sözleşme imzaladı
NetGazete - 06.01.2009 17:00
Fenerbahçe, yeni transferleri Gökhan Emreciksin ve Abdülkadir Kayalı ile 4,5 yıllık sözleşme imzaladı. Sarı-lacivertli kulüp, dün sözleşme yaptıklarını açıkladığı iki futbolcuya, bugün medya önünde düzenlenen törende de imza attırdı. Gökhan imza töreninde yaptığı açıklamada, transferinin gurur verdiğini ifade ederek, "Burada olmak gurur verici bir ...

Gökhan ve Abdulkadir resmen Fenerbahçe'de
SamanyoluHaber - 06.01.2009 16:34
Fenerbahçe'nin Ankaragücü'nden renklerine kattığı Emreciksin ve Kayalı için Şükrü Saracoğlu Stadı'ndaki basın merkezinde imza töreni gerçekleştirildi. Sarı - lacivertli kulüp, dün sözleşme yaptıklarını açıkladığı iki futbolcuya, bugün medya önünde düzenlenen törende de imza attırdı. Fenerbahçe Kulübü Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu ve genel sekreter Ve...

13:15 *Şemsiye ile gazeteci döven Hande Ataizi, hiç pişman değil; "Açık şemsiyenin darbesinden ne olur? Canları bile yanmadı." *Bıyıklı halinden memnun olan Oktay Kaynarca, rakibini açıkladı; Celalettin Cerrah
NetGazete - 06.01.2009 13:00
Cumartesi gecesi Beyoğlu'ndaki bir kulüpten çıkışta elindeki şemsiyeyle muhabirlere saldıran Hande Ataizi, yaptığından pişman olmadığını söyledi. Oyuncu, şöyle konuştu: "Kulağımın dibinde bir mikrofon görüp, çok da acayip bir soruyla karşılaşınca çileden çıktım. Şemsiyem açıktı ve onunla itmeye başladım. Ama açık şemsiyenin darbesinden ne olur? Hiç...

Hürriyet muhabirinden HAC itirafı
SamanyoluHaber - 06.01.2009 12:17
haber: Hürriyet muhabirinden HAC itirafı

Gazeteciler için hayat haberdir. Onları dünyanın her yerinde görmek mümkündür. Hatta Mekke, Medine'de bile. Hürriyet adına 2. kez kutsal topraklara yolu düşen Fatma Aksu ile Star TV'nin ‘En çok hacca giden kadın gazeteci' unvanlı muhabiri Lamia Ayhan, haccı anlattı: 'Yalan söyleyemediğiniz için orada haber atlatmak çok zor.'
 
 Milyonlarca insanın aynı amaç için toplandığı kutsal topraklardan daha iyi, daha manalı başka bir haber konusu olabilir mi? Hac mevsiminde orada Türk gazeteciler bulunmasa kimlerin vefat ettiğini, hacılarımızın hangi şartlarda yaşadığını, bir yıl içinde Mekke ve Medine'deki fiziksel değişiklikleri ve oradaki manevi atmosferi nasıl öğrenebiliriz? Her gazete ve televizyon hac ibadetini farklı içerik ve kendi bakış açısıyla verse de o bunaltıcı sıcakta haberden habere koşan muhabirlerin çabasını görmezden gelemeyiz. ‘En çok hacca giden kadın gazeteci' diye tanınan Star Televizyonu'nun parlamento muhabiri Lamia Ayhan ve bu yıl ikinci kez Hürriyet Gazetesi adına kutsal topraklarda bulunmuş politika muhabiri Fatma Aksu'yla gidiş hikâyelerini, Kabe'yi ilk gördüklerinde neler hissettiklerini, tesettüre girmenin ‘zorluklarını' ve Türk basın camiasında ‘hacı gazeteci' olmak üzerine konuştuk...
 
 LAMİA AYHAN, AKŞAM GAZETESİ'NİN HACCA GİDEN İLK MUHABİRİ
 
 Şu anda Uğur Dündar'la Star Ana Haber'in Ankara Haber Merkezi'nde görevli muhabir Lamia Ayhan (33) iki yıl üst üste Akşam gazetesi, üç defa da Star televizyonu adına kutsal toprakları ziyaret eder. Hatta Arabistan'da o kadar tanınır ki bu sene Suudi Krallığı'nın özel davetiyle babasını da yanına alarak gider. Deneyimli muhabirin aslında ilk gidiş hikâyesi de ilginçtir. Ayhan, Ankara'daki Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri'nin türbesini ziyaret eder. Yaşlı bir amca çeşitli dinî motiflerin fotoğraflarla işlendiği posterler satıyordur. O, içinde Kâbe fotoğrafının bulunduğu posteri satın alır. Eve gelir gelmez evinin koridoruna itinayla asar. Her önünden geçişinde önce bir bakar, ardından da öper. Bu ruh hâli yaklaşık iki hafta sürer. Bir gece rüyasında Kâbe'nin kapısı açılır. Onu içeri çağırırlar. Yüzlerce insanın bulunduğu bir mekânda sadece onun ismi sesli bir şekilde söylenir. Üstelik Kâbe'nin içine girmesine izin verilir.
 
 Bu rüyadan 2-3 gün sonra Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan Akşam Gazetesi'nin Ankara bürosuna faks gelir. Hacca gitmek isteyen gazetecilerin başvurmaları isteniyordur yazıda. Haberi alan Lamia Ayhan, sabah toplantısında gazete adına hacca gitmek istediğini söyler. Ancak o zamana kadar Akşam Gazetesi'nden kutsal topraklara giden herhangi bir muhabir olmamıştır. Fakat Lamia'nın talebi olumlu karşılanır. Beklenen izin tez vakitte çıkar.
 
 O ŞİMDİ HACI…
 
 Daha önce Sabah Grubu, Meydan ve Akşam gazetelerinde çalışmış 20 yıllık gazeteci Fatma Aksu ise genelde politika alanında haberler yapıyor. Hatta Türkiye'nin ilk kadın savaş muhabirleri arasında. Filistin, Kosova ve Bosna'daki çatışmaları sıcak bölgede takip edenlerden. Mesleği için herhangi bir fedakârlıktan kaçınmayan biri. Yalnız bacağında meydana gelen bir problem sebebiyle savaş muhabirliğine ara vermiş. Birçok Afrika ve Ortadoğu ülkesini görse de hep aklı Mekke Medine'de kalmış. Fakat bacağındaki rahatsızlık yüzünden ‘herhâlde artık gidemem' diyormuş. Ona göre, her gazeteci muhakkak kutsal toprakları görmeli. Çünkü hac zamanı orada çok büyük bir olay yaşanıyor. Dünyada eşi benzeri bulunmayan bir organizasyon. Arafat'a çıkarken bir şehir tamamen başka bir şehre taşınıyor. Milyonlarca insan vakfeye durup dua ediyor. En samimi gözyaşları yanaklardan aşağıya Arafat'ta dökülüyor.
 
 Son beş yıldır Hürriyet Gazetesi İstihbarat Bölümü'nde uzman politika muhabirliği yapan Fatma Aksu'ya ilk teklif 2006 yılında gelir. Sağlık problemlerini hiç düşünmeden, verilen görevi yapabileceğini söyler. AK Parti'nin iktidarda olması gazetenin Fatma Hanım'ı görevlendirmesinde etkilidir. Küçüklüğünden bu yana televizyonda gördüğü, gidenlerin anlata anlata bitiremediği kutsal toprakları ziyaret edeceği için de çok heyecanlıdır emektar gazeteci.
 
 Hac yolculuğu, uzunluğu kadar zorluklarıyla da bilinir. Her giden başka bir gerçekle döner Arabistan'dan. Her şeyin başı orada da sağlıktır. Yiyecek ve giyecek mevzuu önemlidir. Hacılar 25-30 gün ülkelerinden, kültürlerinden, ailelerinden, sevdiklerinden ayrı kalır. Başka başka milletlerden gelmiş Müslümanlarla kucaklaşıp tanışmak ve aynı amaç doğrultusunda hareket etmek için. Dolayısıyla bu meşakkatli yolculuğa çıkmadan haftalar önce başlar maddi-manevi hazırlıklar. Peki, bir gazetecinin hazırlığı nasıldır?
 
 Lamia Ayhan, Mekke ve Medine'nin tarihiyle alakalı çok sayıda kitap okumuş, hac ibadeti hakkında da bilgi edinmiş. Oraya gidip gelenlerle konuşarak deneyimlerinden istifade etmiş. Bir arkadaşının hediye ettiği Ali Şeriati'nin ‘Hacc' isimli kitabı da haccın ruhunu anlamasını sağlamış. Rengârenk baş örtüleri satın almış kendine. Fatma Aksu ise Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hacı adaylarına verdiği kitapçıkları okuyup bu önemli ibadetin inceliklerini, neyi nerede yapacağını öğrenmiş. Kılık kıyafet konusunu da İstanbul Fatih'teki hac malzemeleri satan mağazalardan halletmiş. Hazırlıklar da tamamlanınca Fatma Hanım'a artık hac yolu gözükmüş: 'Evde uzun elbisemi giyip pek beceremesem de başörtümü bağladım. Havaalanından önce Hürriyet'e gittim. ‘Gelin hacı görün' dedim arkadaşlara. Foto muhabiri arkadaşım Mustafa Küçük fotoğraflarımı çekti. Ben gittikten sonra birini büyütüp istihbarat servisinin panosuna asmışlar. Altına da ‘O şimdi hacı' yazmışlar. Görünce çok güldüm.' 
 
 Bembeyaz giyinmiş, çocuklar gibi şen hacı adayları önce Atatürk Havaalanı'nda bir araya geliyor. Yaklaşık üç saatlik yolculuk Cidde Havaalanı'nda son buluyor. Kamera ve fotoğraf makinesine sıcak bakmayan Suudi görevliler gazetecilere biraz zorluk çıkarsa da kimse bunu önemsemiyor. Lamia Hanım ise tek bir noktaya kilitlendiğini, hızla Kâbe'ye gidip tavaf yapmak istediğini anlatıyor. Ortam hakkındaki ilk izlenimleri ise şöyle: 'Suudi görevliler ‘Hoş geldiniz Allah'ın misafirleri' diyerek bizi karşıladı. Elimize Türkçe Kuran-ı Kerim tutuşturdular. Binlerce insan ihramlı, bembeyaz örtüler içindeydi. Rablerinin evine misafir gelenlerin zengin mi, fakir mi, genel müdür mü, çaycı mı olduğunu anlamak mümkün değildi. Bence bu anlamlı davetin en güzel yönü de buydu. Allah, herkesi Kâbe'ye en sade hâliyle çağırıyordu.'
 
 KÂBE SADE, MÜTEVAZI BİR YER
 
 Türkiye'den giden her hacıya din görevlileri 'Kâbe'yi ilk gördüğünüzde yaptığınız tüm dualar kabul edilir.' diyor. Yalnız kimi hacı adayları karşılaştıkları manzara karşısında ne diyeceklerini bilemiyor, kimi de yıllardır özlemini çektiği manzarayla canlı canlı karşılaşınca kendinden geçiyor. Lamia Ayhan 'Çarpıldım resmen. Hayatımda hiç bu kadar ağlamamıştım. Sadece milyonların içinde Rabbimle yalnız kalmak istedim.' diyerek anlatıyor oradaki ilk dakikalarını. Onun için Kâbe, Rabbine en yakın olduğu yer. Üstelik tüm dünyanın, kalbinin, beyninin de merkezi orası. Bundan dolayı sevinçle çaresizlik bir arada yaşanıyor karşılaşma anında. Nasıl şükredeceğini bilememek de başka bir mahcubiyete gebe.
 
 Gazeteci Fatma Aksu ise ilk duasını yapmak niyetiyle Kâbe'nin yakınına kadar gelip birden gözlerini açıyor: 'Orada insan önceliklerini sorgulamaya başlıyor. Önceliklerin ne? Sevdiklerin mi, ailen mi, işin mi, sağlığın mı? Önce kendinle hesaplaşıyorsun. Hayatta önemsediğin şeyleri sıralamak zor. İşin içinden çıkamayınca ‘Allahım tüm dileklerimi kabul et' diyorsun. Kâbe fiziksel yönden hayal ettiğimden küçüktü. Sade, mütevazı bir yerdi. Oradaki görkemli, ihtişamlı manzarayı oluşturan kesinlikle inananlar, ellerini açıp içtenlikle dua edenler. Buradaki ‘şey'in dünyada eşi benzeri yok. İlk tavafta o muhteşem manzaranın bir hücresi gibi hissettim kendimi.'
 
 Gazeteciler Türkiye'den Diyanet İşleri vasıtasıyla gidiyor. Ama Suudi hükûmetine göre onlar basın mensubu değil, resmî görevli. Bundan dolayı da fotoğraf makinesi ve kamerayla rahat rahat çekim yapamıyorlar. Onların diğer hacı adaylarına göre daha çok işleri, sorumlulukları var. Her gün yeni bir haberin peşine düşüyorlar. Hac zamanı yakınlaşınca kilitlenen trafik sebebiyle bir yerden bir yere ancak saatlerce yürüyerek ulaşıyorlar. Milyonlarca insanın bembeyaz kıyafetlerle dolaştığı kocaman bir şehirde hacca gelmiş bir siyasetçiyi, akademisyeni ya da ünlü sanatçıyı arayıp bulmak da onlara düşüyor. Yoğun manevi atmosfere rağmen habercilik ruhlarını kaybetmemeye özen gösteriyorlar. Hatta Hürriyet Gazetesi muhabiri Aksu, 'Diğer hacılara zaman zaman imrendim. Normal biri gibi hacca gelmek istedim. Bazen ben hacı mıyım, yoksa gazeteci mi? Ya da şu anda hangisi olmalıyım diye düşündüm.' diyor. Milyonlarca hacı adayı Arafat'a çıkıp vakfeye durduğunda onlar da ellerini açıp yapılan dualara ‘âmin' diyor mesela. Yalnız bir farkla; muhabirlerin bu önemli olayı fotoğraflamaları gerekiyor. İki bayan muhabir de ağlaya ağlaya işini yaptığını anlatıyor.
 
 Mesleki zorluklar bir yana bir de hanım muhabirlerin Arabistan sınırları içinde belli tesettür kurallarına uymaları şart. Daha önce haber vesilesiyle bir ay İran'da kalmış Fatma Hanım, herkes tesettür kurallarına riayet ettiği için başörtülü dolaşmaktan sıkılmamış. Kendini garip hissetmemiş. Yalnız başörtüsünün kaymasını engellemek için taktığı bone başını sıkmış. Zamanla iğne kullanarak başını örtmeyi de öğrenmiş. Bir de tesettürlü hanımların en önemli aksesuarının başörtüsü olduğunu.
 
 TESETTÜRÜN ZOR YA DA SIKICI BİR YANI YOK
 
 Lamia Hanım gazeteci de olsa her gidişinde hac farizasını yerine getirdiğini anlatıyor: 'Hacca niyetlenen herkes gibi giyiniyorum. Benim için tesettürün zor ya da sıkıcı bir yanı yok. Aksine Rabbim nasıl çağırdıysa öyle gidiyorum. Saçımı açıp kısa kollu gezecek değilim. Her yerin bir kuralı var. Yalnızca yüzünüz açık kalacak deniyor. Kadınların ihramı böyle. Ama bazı gazeteci arkadaşlar 25-30 gün başlarını örtmek ya da kapalı giyinmek istemiyor. O sebeple bu görevi üstlenmekten kaçınıyor. Hacda kullandığım örtüleri dönünce dağıtıyorum. Takanlara da hacca gitmek nasip olsun diye.'
 
 Bayan hacı gazetecilerin en çok kızdığı sorular arasında 'Döndükten sonra başını örtecek misin? Beş vakit namaz kılacak mısın? Tesettürlü gitsen gazeteye-televizyona alırlar mı seni?' var. Onlar hac ibadetinin ruhlarında yaşattığı değişikliği inkâr etmemekle birlikte kutsal topraklardan döndükten sonra normal hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyor. 'Nedense Hürriyet Gazetesi muhabirinin değişmesi bekleniyor.' diyerek Fatma Aksu sitem ediyor: 'Orada insanların ruhu temizleniyor, aşırılıklardan arınıyor. Daha hoşgörülü bakıyor hayata. Tüm ritüeller Müslümanları iyi insan olmaya, başkalarına zarar vermemeye çağırıyor. İbadetleri birbirinden ayırmak gerekiyor bence. Oruç tutuyorum ama namaz kılamıyorum. Yani namaz kılmıyorum diye oruç da mı tutmayayım?'
 
 Star Televizyonu'ndan Lamia ise ilk yıl ‘örtünmen gerekiyor' baskılarından sıkılmış, acımasız eleştirilere katlanmak zorunda kalmış. Bu konudaki düşünceleri ise çok net: 'Namazı ve örtünmeyi hacla bağdaştırıp birleştirmeye çalışan anlayışa karşıyım. Oruç, namaz, zekât, hac hepsi farklı ibadetler. Hacca gitmeden de namaz kılmakla yükümlüyüz. Ben bu ibadetle kutsal topraklarda tanışmadım ki! Keşke ibadetlerin hepsini birden yapılabilsem. Ama çeşitli sebeplerle mümkün olmuyor.'
 
 
 
 
 Lamia Ayhan: BU YIL GİDEMEYECEKTİM, BİR TELEFONLA HER ŞEY DEĞİŞTİ
 
 Kâbe Allah'ın evi ve çağrılanlar ancak tavafa giriyor. Bu işin sırrı davette. Her gidişim oldukça sancılı oluyor. Mesela bu sene beşinci kez gidecektim ki kriz sebebiyle kurum yurtdışına çıkışları durdurdu. Oysa ben rüyamı görmüş ve bütün kıyafetlerimi, valizimi hazırlamıştım. Hiçbir eşyamı kaldırmadım. Aksine yeni örtü almak için alışverişe çıktım. Ailem, 'Kurum göndermiyor, nasıl gideceksin?' dedi. Ben de 'Rabbim çağırdıysa kuş olur uçar yine giderim.' dedim. Gelen bir telefonla her şey değişti. Suudi Arabistan Elçiliği, Kraliyet'in özel davetlisi olarak bu yıl beni çağırdı. Üstelik babamı da davet ettiler. Birlikte hac yaptık. 
 
 
 
 
 
 Fatma Aksu: HACDA GAZETECİLİĞİN DENGESİ DEĞİŞİYOR 
 
 Gazeteciliğin özünde haber atlatmak vardır. Bunun için de yalan söylemek zorunda kalırsınız. Ama kutsal topraklarda dengeler değişiyor. Sonuçta gazetecisin, özel haber yapman lazım. Hacda haber atlatırken insan kendini kötü hissediyor. Kutsal topraklarda yalan söylemek istemiyorsun. Ucu açık cümlelerle işi kurtarmaya çalışıyoruz.
 
 
 
 Lamia Ayhan: EN ÇOK İRANLI HACILARDAN ETKİLENİYORUM
 
 İranlı hacılar inanılmazlar. Saatlerce onları seyredebilirim. Tavaflarını bitirdikten sonra kadınlı erkekli topluca dua ediyorlar. Öyle içten ağlıyorlar ki sanki gözyaşları değil, günahları akıp gidiyor damla damla. Endonezya ve Malezyalı hacılar çok disiplinli, hazırlıklı. Nerede ne yapacaklarını çok iyi biliyorlar. Bir de beş parasız gelen Afrikalı hacılar var ki onları görünce insanın kursağından lokma geçmiyor. Sadece zemzem ve hurmayla besleniyorlar. Buldukları yerde yatıyorlar. 
 
 AKSİYON Gazeteciler için hayat haberdir. Onları dünyanın her yerinde görmek mümkündür. Hatta Mekke, Medine'de bile. Hürriyet adına 2. kez kutsal topraklara yolu düşen Fatma Aksu ile Star TV'nin ‘En çok hacca giden kadın gazeteci' unvanlı muhabiri Lamia Ayhan, haccı anlattı: "Yalan söyleyemediğiniz için orada haber atlatmak çok zor." Milyonlarca in...

Lidere güven tam
SamanyoluHaber - 06.01.2009 11:51
Turkcell Süper Lig'in ilk yarısını lider olarak tamamlayan Sivasspor'un taraftarı takımlarının başarılı olacağına inanıyor. Ligde son 2 sezondur devreyi lider olarak tamamlayarak, ''4 Büyükler'' dışında üst üste 2 sezon devreyi lider kapayan tek Anadolu takımı olarak Türk futbol tarihine geçen, geçen sezon olduğu gibi bu sezon da Anadolu'nun şampiy...

Kılıçdaroğlu noktayı koydu
SamanyoluHaber - 06.01.2009 07:34
CHP Grup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu, genel başkanı Deniz Baykal'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için adaylık teklifine ilginç bir cevap verdi. Kılıçdaroğlu, İl Başkanı Gürsel Tekin'in daha iyi bir tercih olacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, "Benim gönlümde yatan il başkanımız. Umuyorum, aday olur, ben de İstanbul milletvekili olar...

FATİH URAZ - Eksi 17 derecede Tuncay Şanlı
Zaman - 06.01.2009 01:51
8 yaşındaki çocuğun gönlü olsun diye yüzlerce km yol kat edip New York'a giderek eksi 17 derecede Times Meydanı ve Broadway etrafında saatlerce yürümeyi göze alırsanız ne olur? Ne olacak, çokça üşür ve donmaktan zor kurtulursunuz!

Şapka çıkartın
Fotomac - 06.01.2009 01:51
* Sil baştan kurulan hangi takım Türkiye'de altı ayda zirveye geldi. Trabzon 2. yarı daha başarılı olur Trabzonspor Başkanı Sadri Şener, takımının ...

Hak eden şampiyon olsun
Hurriyet - 06.01.2009 01:00
"Hakem hataları olmasa 5 puan farkla liderdik" diyen Trabzonspor Başkanı Sadri Şener, "Umarım ikinci yarıda bu hatalar azalır ve hak eden şampiyon olur" dedi.

Hakkı Yalçın - İnat ve itiraf
Takvim - 06.01.2009 00:08
Fenerbahçe takımının gizli yönetmenidir Alex... İnkar eden taş olur, Fenerbahçe'ye hizmetleri de, tarihi görüntüler ve istatistiklerle doludur. ...

İsrail için en radikal öneri
SamanyoluHaber - 06.01.2009 00:00
İşte Mısır'ın İsrail ile barış karşılığında 1982'den bu yana her yıl ABD'den aldığı para miktarı... Askeri işbirliği askıya alınsın! İsrail, Gazze'yi vurmak için ilginç bir şekilde cumartesi günlerini seçti. Hava saldırıları da kara harekâtı da Yahudilerin ocak bile yakmadığı bu günde başladı. Kara harekâtına, camide namaz kılan cemaat vu...

22:45 Filistin Lideri Abbas ve Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy biraraya geldi
NetGazete - 05.01.2009 22:42
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile Ramallah'da yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği ortak basın toplantısında, "Gazze Şeridi'nde İsrail'in halkıma yönelik şiddetinin hemen ve koşulsuz sona ermesi çağrısında bulunuyorum" dedi. "Hamas'ın yerini almak amacıyla onun yokedilmesi için çalıştığı mız düşünülem...

Abbas ve Sarkozy biraraya geldi
SamanyoluHaber - 05.01.2009 21:34
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, İsrail'in Gazze'ye saldırılarının ''hemen ve koşulsuz olarak'' sona erdirilmesi çağrısında bulundu. Mahmud Abbas, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile Ramallah'da yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği ortak basın toplantısında, ''Gazze Şeridi'nde İsrail'in halkıma yönelik şiddetinin hemen ve koşulsuz sona...

Fotoğraf ama bildiğiniz gibi değil - Foto
SamanyoluHaber - 05.01.2009 17:41
Fotoğraf teknolojisi çok gelişti, ortaya bakın nasıl "göz alıcı" kareler çıktı. GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN Fotoğraf çekmeye az da olsa ilginiz varsa bir çok fotoğraf terimi ile karşılaşmışınızdır. Deklanşör, vizor, lens, body gibi fotoğrafçılıkla ve fotoğraf makineleri ile ilgili terimleri az çok biliyorsunuzdur. Fakat gün geçtikçe gelişen ...

Uzay Maymunları (Space Chimps)
E-Kolay - 05.01.2009 16:43
Beş milyar dolarlık uzay mekiği kara delikte kaybolunca, uzaya giden ilk maymunun torunu olan Ham III, uzaya derinliklerine gidip mekiği bulmak üzere bir teklif alır. Ama Ham fazlasıyla özgür ruhludur ve sirkte bir şov maymunu olarak çalışmaktan memnundur. Sonunda iki maymunla birlikte görevi kabul eden Ham, uzayın derinlerine yaptığı yolculukta ke...

Kaan Dobra: "Kümede kalırsak müthiş olur"
CNN Turk - 05.01.2009 15:49
Kocaelispor'un teknik sorumlusu Kaan Dobra, ligde işlerinin zor göründüğünü belirterek, "kümede kalırsak müthiş olur" dedi.

Okuyun 1650 TL cebinizde kalsın!
SamanyoluHaber - 05.01.2009 15:41
120 metrekarelik bir evde yaşayan 4 kişilik ailenin, uygulayacağı basit önlemlerle yılda 1.650 TL kar edebileceği bildirildi. Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİEİ) Tanıtım ve Bilinçlendirme Şube Müdürü ve Binalarda Enerji Verimliliğine Yönelik Toplum Bilincinin Artırılması (EnverIPAB) Projesi Koordinatörü Sebahattin Öz, AA muhabirine yaptığı açıklama...

"Hadise Başarılı Olur"
AktifHaber - 05.01.2009 15:24
haber: "Hadise Başarılı Olur"

'Hadise Başarılı Olur' 			 			 				 			 			 				 				 				 					Geçen yıl Eurovision'da yarışan 'Mor ve Ötesi'ne göre Hadise bu yıl başarılı olur. "Hadise Başarılı Olur" Geçen yıl Eurovision'da yarışan 'Mor ve Ötesi'ne göre Hadise bu yıl başarılı olur.

Kılıçdaroğlu: Tercihim il başkanımızın adaylığı
Ntvmsnbc - 05.01.2009 15:03
CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına adaylığına ilişkin bir talebinin olmadığını belirterek 'Benim de gönlümde yatan İl Başkanımız. Umuyorum, aday olur' dedi.

Koğuşta dayak yiyen Ergenekoncu !
SamanyoluHaber - 05.01.2009 13:58
haber: Koğuşta dayak yiyen Ergenekoncu !

Ümit Sayın'ın koğuşta Vedat Yenerer tarafından dövüldüğü duruşmada ortaya çıktı. ''Ergenekon'' davasının 36. duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda görülen davanın bugünkü duruşmasına, tutuklu sanıklardan 40'ı ile tutuksuz sanıklardan Güler Kömürcü Öztürk, Emin Caner Yiğit, Murat Özkan, Hayrullah Mahmut Özgür, Rafet Arslan ve İbrahim Benli katıldı.
 
 Tutuklu sanıklardan Hüseyin Görüm, Abdullah Arapoğulları, Mete Yalazangil ve Sevgi Erenerol ise duruşmaya getirilmedi. ''Ergenekon'' davası kapsamında tutuklu yargılanan Doç. Dr. Habip Ümit Sayın'ın çapraz sorgusu tamamlandı.
 
 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda yapılan duruşmada, tutuklu sanıklardan Sayın'ın geçen celse yarım kalan çapraz sorgusuna devam edildi.
 
 Üye hakim Hasan Hüseyin Özese, mahkemeye bir dilekçe vererek, ''Daha önce gönderdiği bir başka dilekçenin Hayrettin Ertekin tarafından kendisine dikte ettirildiğini'' söylediğini hatırlattığı Sayın'a, bu dilekçenin ne şekilde dikte ettirildiğini sordu.
 
 Bahsettiği dilekçenin kendisine tutuklu sanıklardan Hayrettin Ertekin tarafından dikte ettirildiğini tekrarlayan Sayın, söz konusu dilekçeyle ilgili konunun bu noktaya geleceğini hiç düşünmediğini söyledi.
 
 SAYIN'I KOĞUŞTA DÖVMÜŞLER
 
 Özese'nin dilekçenin ne amaçla yazdırıldığını sorduğu Sayın, ''Savcılık makamını kötülemek istiyorlardı. Hayrettin Ertekin her istediğini yaptırmak istiyordu. Emin Gürses'i dövmeye bile kalktılar. Koğuştan atma ve dövme tehdidinde bulunuyorlardı. Ben de 'Sorun olmasın' diye yazdım. Bu sözler Hayrettin Ertekin'e aittir'' diye konuştu.
 
 Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün'ün koğuşta dilekçenin yazılması sırasında kaç kişi olduklarını sorduğu Sayın, koğuşta Orhan Tunç, Vedat Yenerer, Hayrettin Ertekin, Emin Gürses ile kaldığını belirterek, ''Bu konuda Emin Gürses şahidim olabilir. O gördü. Diğerleri zaten aynı gruptan. Özellikle Savcı Zekeriya Öz'e karşı nefret doluydular. Kendilerinin de yazdıklarını söylediler. 'Ne kadar fazla yerden giderse, o kadar iyi olur' dediler. Ancak kendileri yazmamışlar'' dedi.
 
 Sayın'ın beyanları üzerine söz alan Hayrettin Ertekin, koğuşta 7 kişi kaldıklarını ve buraya en son kendisinin geldiğini belirterek, ''Ben koğuşa geldiğimde hastaydım. 3 gün yataktan kalkmadım. O süre içerisinde verilmiş bu dilekçe. Benim bir ilgim yok. Dikte ettirmek için de bir nedenim yok. Yazıyı okudum. Yazsaydım, altına imzamı atardım. Zaten Ümit Sayın diyalog kurulacak durumda değildi. Günde 7 ilaç içiyordu'' şeklinde konuştu.
 
 Bu sırada Sayın ve Ertekin birbirlerini yalan söylemekle suçladı.
 
 Sanıklardan Vedat Yenerer, Ümit Sayın'ın Ekim sonunda koğuştan ayrıldığını belirterek, neden daha önce şikayette bulunmadıklarını sordu.
 
 Sayın da olayın bu noktaya geleceğini düşünmediğini, dilekçenin mahkemeye ulaşmayacağını sandığını belirterek, ''Emin Gürses'i Hayrettin Ertekin tuttuğu sırada Vedat Yenerer'in attığı tekme yüzüne geldi'' dedi.
 
 Vedat Yenerer ve Orhan Tunç da dikte ettirildiği öne sürülen dilekçeyi Ümit Sayın'ın kendi başına yazdığını söyledi.
 
 ÜZEYİR GARİH'LE İLGİLİ BELGELER
 
 Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün'ün, Üzeyir Garih ile ilgili belgeleri kendisine hangi gazetecinin getirdiğini hatırlayıp hatırlamadığını sorduğu Sayın, ''Üzerinden çok zaman geçti. Gazeteciyi hatırlamıyorum. Cumhuriyet gazetesinden olduğunu daha önce söylemiştim'' dedi.
 
 Tutuklu sanıklardan Behiç Gürcihan ise Sayın'ın ek ifadesinde kendisiyle ilgili beyanlarında değişiklik olduğunu hatırlatarak, bunu açıklamasını istedi.
 
 Sayın da ''İddianameyi okuyup sanıkları gördükten sonra Ergenekon diye bir örgüt olmadığına kanaat getirdim. Dolayısıyla Behiç Gürcihan'ın bu örgütün kilit adamı olması söz konusu değildir. Bu konudaki kanaatim değişti'' diye konuştu.
 
 Bunun üzerine Başkan Şengün'ün, ''Nasıl değişti? Kötü adamdı da iyi adam mı oldu?'' şeklindeki sorusuna Sayın, ''Ek ifademde hep kanaatlerimi belirtmiştim. Behiç Gürcihan'ın örgütte herkesi tanıyan kişi olabileceğini söylemiştim. Bu konudaki düşüncem değişti. Böyle olmadığını düşünüyorum'' diye cevap verdi.
 
 Üye hakim Hasan Hüseyin Özese'nin telefon görüşmelerinde sıklıkla ''darbe''den bahsettiğini hatırlatarak, bunun sebebini sorduğu Sayın, ''O konuşmalar hayali ve anlık konuşmalardı. O anki Türkiye'nin genel durumu ve gidişatının yarattığı anlık hislerle yapılmıştır. Şu anda aynı şekilde düşünmüyorum'' dedi.
 
 SAĞCI GAZETELER HEDEF YAPTI
 
 Özese'nin ''Yener Yermez'i tanıyor musunuz?'' şeklindeki sorusunu Sayın, ''Tanımıyorum. Bazı sağcı gazetelerde Adli Tıp Kurumu'nda görüştüğüm yazıldı. Ben Adli Tıp Enstitüsü'nde görevliyim. İkisi çok farklı kurumlardır. Yermez'in enstitüye getirilmesi imkansız. Dolayısıyla kendisi ile hiç karşılaşmadım'' diye yanıtladı.
 
 Üye hakim Özese'nin, ajandasındaki ''Kuvai Milliyeci Aydınlar'' şeklindeki nota ilişkin sorusu üzerine Sayın, ''Beyin fırtınası yaparken aldığım notlardır. Ne zaman yazdığımı bilmiyorum. Gizli toplantılarda bu notu yazdığım iddia ediliyor. Ancak ben ne gizli ne de açık toplantılara katıldım. Öyle bir toplantı da yok'' dedi.
 
 Özese'nin ''Kursathareketi.org sitesi ile ilgili olarak neler biliyorsunuz?'' şeklindeki sorusuna Sayın, ''Bu site Yaşar Büyükanıt'a karşı bir siteydi. Bir süre takip ettim. O nedenle bilgisayarımda çıkmıştır. Bu sitede yazılanların karşındayım. Nasıl ilgim olabilir? Ben bu sitenin merkezinin Boston'da olduğunu tespit ettim. Bunu orduya ve gerekli yerlere bildirdim. Bu sitenin merkezini ortaya çıkarmak için çalıştım'' diye cevap verdi.
 
 Ümit Sayın, Avrupa Türkiyeli İşçiler Federasyonuna ilişkin soru üzerine de ''Türkiye aleyhtarı bir federasyondur. Son toplantılarına Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı da katılmıştı. İnternet sitelerinde Fincancı'nın heyecan verici bir konuşma yaptığından bahsediliyordu. Rum Pontus, Ermeni ve Kürt soykırımının tanınmasından yana çalışmaları vardı. Sitelerini takip ediyordum. Türkiye, paranoyak ve hezeyan içinde bir devlet olarak tanıtılmak isteniyordu'' diye konuştu.
 
 YENER YERMEZ VE ÜMİT SAYIN'IN GÖRÜŞMESİ İMKANSIZ
 
 Ümit Sayın'ın çapraz sorgusunun ardından savunmasını yapan avukatı Mehmet Nuri Aytekin, bazı basın yayın organlarında Üzeyir Garih cinayetiyle ilgili müvekkiline yönelik gerçek dışı itham ve iddialarda bulunulduğunu söyledi.
 
 Garih cinayetinden hüküm giyen Yener Yermez'in avukatının aracılığıyla cezaevinden yaptığı bazı açıklamaları olduğunu hatırlatan Aytekin, Yermez'in Adli Tıp Kurumu'nda Ümit Sayın ile görüştüğü ve müvekkilinin kendisine ifadesini değiştirmemesi için para teklif ettiği şeklindeki beyanlarının doğru olmadığını kaydetti.
 
 Aytekin, Yermez'in belirttiği Galatasaray-Barselona maçı olan 5 Aralık 2001'de müvekkili ile görüşmesinin imkansız olduğunu ifade ederek, Ümit Sayın'ın 2001 Haziran ayında annesinin rahatsızlığı nedeniyle ABD'den geldiğini ve aynı yılın Aralık ayında da geri döndüğünü söyledi.
 
 Yener Yermez'in 10 ya da 11 Eylül 2001'de tutuklandığını, bir tutuklunun 5 Aralık günü durduk yere Adli Tıp Kurumu'na getirilemeyeceğini dile getiren Aytekin, cezaeviyle ilgili yaptıkları incelemede böyle bir şeyin olmadığını öğrendiğini kaydetti.
 
 Müvekkilinin Mart 2007'de darbe olacağını, bilgiye, tahmine ve temenniye dayalı olarak söylemiş olabileceğini, darbe olmadığı için de bunun yanlış olduğunun ortaya çıktığını anlatan Aytekin, ''Bu konuşmalar 4-5 ayrı kişi arasında yapılmıştır. Mart 2007'de darbe olacak dense ne olur, 2023'te İstanbul'da deprem olacak dense ne olur?'' dedi.
 
 Ümit Sayın'ın Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu ile ilişkisinin ağabey-kardeş gibi olduğunu belirten Aytekin, böyle bir konumda olan 2 kişinin konuşmalarının talimat olarak iddianamede yer almasının kabul edilemez olduğunu ifade etti.
 
 AVUKATI OĞLUNU ASKERİ LİSEYE GÖNDERMEDİ
 
 Aytekin, geçen yaz askeri lise sınavlarına giren oğlunun kazandığını da belirterek, ''20 yıl sonra sen Ergenekon'un avukatlığını yaptın, o dönemde de oğlunu asker yaptın'' şeklindeki bir şeyle karşılaşmamak için oğlunu, kazanmasına rağmen askeri okula göndermediğini vurguladı.
 
 Duruşmanın öğleden sonraki bölümü, Ümit Sayın'ın avukatlarından Gönenç Laçin'in savunmasıyla devam edecek.(AA) Ümit Sayın'ın koğuşta Vedat Yenerer tarafından dövüldüğü duruşmada ortaya çıktı. ''Ergenekon'' davasının 36. duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda görülen davanın bugünkü duruşmasına, tutuklu sanıklardan 40'ı ile tutuksuz sanıklardan Güler Kömürcü Öztürk, Emin Caner Yiğit, Mura...

TRT Şeş, bir hatadan geri dönüştür
SamanyoluHaber - 05.01.2009 13:25
haber: TRT Şeş, bir hatadan geri dönüştür

Kürtçe yayına başlayan TRT6 ‘nın başındaki çok dilli yayınlarının koordinatörü Sinan İlhan TRT'nin yaptığı atağın perde arkasını Zaman Gazetesi Yazarı Nuriye Akman'a anlattı İşte Akman'ın Röportajı:
 
 TRT Şeş, bir hatadan geri dönüşün ve devletin özgüveninin göstergesidir 
 
 
 	
 TRT'nin çok dilli yayınlarının koordinatörü Sinan İlhan'ı, çok samimi, bilgisi ve tecrübesiyle insanı ezmeyen mutevazı bir insan olarak gördüm. Ama bürokrat olmanın gereği olan ölçülü bir dille konuşuyor.
 
 Ana dili Kürtçe olan biri olarak geçmişte çektiği sıkıntıları ifade ederken seçtiği örneklerde de, devletin ekranında kabul edilen bir gerçeğin, devletin diğer birimlerinde devam eden inkarı karşısında da dikkatli bir üslup seçiyor. Bunu cesaretsizlikten değil, bu konuda atılan olumlu adımların önünün kesilmemesi için yaptığına eminim. Bana göre 2008'in en hayırlı olayı TRT'nin Kürtçe yayınlara başlamasıydı. Yaratacağı sinerji dolayısıyla önümüzdeki yıllara da damgasını vuracak bir devrim yaptı TRT. Darısı hala Kürtçe'ye engel çıkaran diğer kurumların başına...
 
 
 -Çok dilli yayınların başında neden siz getirildiniz? Beş dil biliyorsunuz, dışişleri mensubusunuz, istihbaratta çalışmışsınız. Bu sebeplerle mi? 
 
 -Benim medya ile olan ilişkim, aslında yeni değil. Ben 86-87 yıllarında Anadolu Ajansı'nda çalıştım. İç ve dış haberlerde muhabirlik yaptım. O sırada Dışişleri Bakanlığı'nın imtihanına girmiştim. Genel Müdürümüz Hüsamettin Çelebi beni çağırdı. Evladım, pasaportun var mı diye sordu. Biliyorsunuz o sırada pasaport almak çok zordu. Yok dedim. Git dedi, pasaportunu çıkart. Biz Tahran'a uçuyoruz. Tahran'a gidip bizim büroyu açacağız. Eve geldim, yıldırım telgraf: Bakanlıktaki sınavı kazanmışsınız, hemen iş başı yapın. Aynı gün oluyor bunlar. Bu kadar tesadüf olur.
 
 
 -Neden medyayı değil de diplomasiyi seçtiniz? 
 
 
 -Gazeteci ağabeylerime danıştım ne yapayım diye. Sinan bakanlığa git dediler, devlet işi daha iyidir. Burada yarın öbür gün ne olacağı belli olmaz. Tahran'daki büro kapanabilir. Ben bu şekilde Dışişleri Bakanlığı'na girdim.
 
 
 -Sizi neden istihbarat ve araştırma dairesine verdiler? 
 
 
 -Tamamen tesadüfen. Sınavı kazanıyorsunuz. Personel, sizi herhangi bir daireye veriyor. Ben de herhangi bir daire olan istihbarat ve araştırma dairesine girdim. Ben filoloji mezunuyum. Arap dili ve edebiyatı okudum.
 
 
 -Büyükelçi olamayacağınızı bile bile girdiniz yani. 
 
 
 -Büyükelçi olamazdım ama bakanlıkta bölge dillerini bilen insan az. Memleketime daha iyi hizmet edebilirdim. İstihbarat ve araştırma dairesine gelince, yani bir gazetenin istihbarat servisinde çalışanlar ne kadar istihbaratçıysa, ben de o kadar istihbaratçıyım.
 
 
 -Yani çalışmalarınız MİT'in, yahut askeriyenin istihbaratı gibi değil miydi? 
 
 
 -Yok, değildi. Ben orada iki sene çalıştıktan sonra ilk tayin yerim olan Cidde'ye gittim. Yani istihbarat dairesinde çalışmam bu kadar. Daha sonra idari mali işler dairelerinde çalıştım.
 
 Döndüğümde de yine idari mali işler dairesinde çalıştım. Bilahare Irak özel temsilciliğine çağırdılar. Ben de göreve icabet ettim.
 
 
 -O zaman "Kürtçe TV'nin başına bir istihbaratçı geldi" lafı doğru değil mi? 
 
 
 -Değil. Bu aslında Türkiye'de iyi şeyler olmasını istemeyen insanların, her iki tarafın aşırı unsurları tarafından ifade edilen bir iddiadır. Bunun gerçekle ilgisi yok. Dışişleri Bakanlığı'nda yirmi yıl Ortadoğu bölgesinde görev aldım. İşte Suudi Arabistan, İsrail ve Birleşik Arap emirliklerinde. Orada bir birikim elde etmiştim. Buralardaki büyükelçilik ve başkonsolosluklarda çalışırken, her ne kadar idari ateşe idiysem de, hep medya ve kültür işlerine baktım. Dili bildiğim için. Bir de bölgeye karşı biraz ilgim olduğu için. O yüzden sürekli medya ile yatıp, medya ile kalkıyordum. Bütün Arap televizyonlarını, Farsça yayın yapan televizyonları, İngilizce yayın yapanları seyrediyorum.
 
 
 -Peki, bu kadar dili ne zaman, nasıl öğrendiniz? 
 
 
 -Ben Şanlııurfalıyım. Yedi yaşına kadar Türkçe bilmiyordum. Türkçeyi ilkokul ikide öğrendim. Anadilim Kürtçe. Üniversitede Arapça, Farsça ve İngilizce öğrendim. Görev icabı İsrail'deyken İbranice kurslarına gittim. Kendi çabamla İbranice öğrendim. Ama şunu itiraf edeyim ki İbranicemde biraz eksilme oldu. Çünkü görev nedeniyle ikinci defa Arap ülkesine gidince orada yasakçı zihniyet nedeniyle İbranice sitelere giremiyorsunuz. Radyoları dinleyemiyorsunuz. Gazeteleri okuyamıyorsunuz. Bu yüzden İbranicem biraz geriledi.
 
 
 -Siz beyaz Kürt müsünüz? Light kürt müsünüz? 
 
 
 -Bu vitiligo hastalığından dolayı ellerimin beyaz olduğu doğrudur ama beyaz Kürt, light kürt ne anlama geliyor anlamadım.
 
 -Anladınız siz onu! 
 
 
 -İstismarcıların öne sürdüğü şeyler bunlar. Düşünce özgürlüğü var, herkes söyleyebilir. Yeter ki şiddet boyutuna varmasın.
 
 
 -Şeyhanlı aşireti mensubusunuz. Babanız aşiret lideri miydi? 
 
 
 -Yok. Şeyhanlı aşiretinin çok geniş kolları var. Biz o kollardan birisine mensubuz. Bizim büyüklerimiz genelde tasavvufla ilgilenir. Hikmet arayışındadır.
 
 
 -Kürtçe kanalı 45 gün gibi çok kısa bir sürede gerçekleştirmenin sırrı nedir? 
 
 
 -Başarmanın yüzde ellisi inançtır, güvendir, özveridir. Sayın genel müdürümüz bize teveccüh edip de bu görevi tevcih ettiğinde bize olan inancını biz boşa çıkarmamak için gece gündüz çalıştık. Bu sadece benim değil, çalışma arkadaşlarımın ortaya koydukları emeğin ürünüdür.
 
 
 -Geçmişte Kürtçe yasağı dolayısıyla hangi sıkıntıları yaşadınız? 
 
 
 -Yıl 66-67 olsa gerek. Daha köydeyken altı yedi yaşındayken, İlhan köyünden şehre gelirken yaşadığımız şeyi unutamam. O zaman bu kadar ulaşım araçları gelişmiş değil. Bir köy postası olurdu. Aşağıda Fırat kenarından gelen insanlar binerlerdi. En son bizim köye gelir. Bizden de yolcusunu alır, şehre gelirdi. Şehre otuz kilometre bir köy. Urfa'da Karaköprü civarında küçük bir tepecik vardı. Orada bir check point bulunurdu.
 
 
 -Yani kontrol noktası. 
 
 
 -Evet. O zaman terör de yok, bir şey de yok. Ama o check-point noktasına yaklaşırken kamyonun üstünde olanlar, polis, jandarma bekliyor, herkes ona göre tertibat alsın derlerdi. Alınan tertibat da, babalarımızın başındaki o poşuyu çıkarmalarıydı.
 
 
 -Ay çok acıklı.
 
 
 -Şimdi düşünün. Çocuksunuz. Babanız sizin gözünüzde bir kahraman. Babanız o poşuyu çıkarmak zorunda kalıyor. Herkes hemen poşusunu çıkarır, saklar bir yere. Onlar da gelir bakarlar, kimsenin başında puşu var mı, yok mu? Küçükken bölgeden hatırladığım olay bu. Urfa'nın içinde o zamanlar dil konusunda ayrımcılık yoktu. Biz hepimiz Kürtçe konuşuyorduk. Fakat Kürtçe müzik dinleme konusunda ciddi baskılar vardı. Kürtçe müzik kasetlerini gizli gizli dinlerdik.
 
 -Çocuklara Kürtçe adlar verilebilir miydi? 
 
 
 -Yok. Verilemezdi. Şimdi sanki verilebiliyor mu ki o zamanlar verilebilsin. Yani Türkiye anlamsız baskılar, anlamsız yasaklarla hep yerinde saydı.
 
 
 -Kürtçe tv yayınını gerçekleştirirken yani 85 yıllık bir inkarı kırarken hangi zorlukları yaşadınız? 
 
 
 -Türkiye'de yeni bir şey inşa etmek çok zor. İlk başta zihinsel bir karşı duruşla karşı karşıya geldik. İki tarafın aşırı unsurları tarafından yani aşırı Türk ve Kürt milliyetçileri tarafından eleştirildik. Halen eleştirilmeye devam ediyoruz. Bu iki grubun milliyetçileri bir noktada buluştular. Diyorlar ki bu yayın yapılmasın. Biz bunları pek kaale almadık. İşimize baktık. Bu, insanların ve kurumların test süreciydi. Bugüne kadar bu dilde serbest yayın yapılsın, bu dil yazılsın, konuşulsun diyenlerin ne derece samimi olduklarını burada gözlemledik. İnsanları tanıdık, kurumları tanıdık. Türkiye'de iyi şeylerin olmasını istemeyen insanlar var. İki tarafta da var. Daima ortada sorunlu noktalar olsun ki bu problemler sürekli kaşınsın, sürekli bunlardan nemalansın istiyor bazı kesimler.
 
 
 Devletin Kürtçe yayın yapması bir devrim aslında. Bu, devletin bir çeşit özür dilemesi olarak da kabul edilebilir mi? 
 
 
 -Özür dilemeden öte devletin yaptığı hatadan geri dönüşüdür bu. Bu da bir erdem göstergesidir. Eğer insanlar, kurumlar ve devletler yaptığı hatadan geri dönüyorsa bu kendine olan özgüveninin bir göstergesidir. Yani bundan korkmamak lazım. Bu coğrafyada yaşayan halkları birlikte bir düşünün. Çok sesli bir koroda bayan sesleri vardır, erkek sesleri vardır, çeşitli bölgelerin sesleri vardır. Ama onlar birlikte icra ettikleri zaman ortaya bir ahenk çıkar. Kürtçenin Türkiye'de yasaklanması bu ahengin bozuluşunun bir göstergesiydi. Biz bu ahengi yeniden sağlamaya çalıştık. Türkiye'de bir süre maalesef bu dil yasaklandı. Bir Türk kendi diline nasıl bir sevgi duyuyorsa, bunu kimsenin sorgulamayıp, ya siz bu devleti bölüyorsunuz, ya siz etnik ayrımcılık yapıyorsunuz demesi nasıl absürt bir soruysa, bir Kürt'ün de kendi diline sevgisi aynı ölçüdedir. Yani insanların, Çerkez, Türk, Arap, Laz ya da İranlı, Amerikalı olması kendi tercihi değildir. Bu rabbimizin bize bahşettiği bir lütuftur. Önemli olan insani değerlerdir. Kürtçenin karşılaştığı sıkıntılar, baskılar nedeniyle bu dilde yeterince donanımlı insanlar çok az. Bu açıdan büyük zorluklar çektik. Ama biz ümidimizi kırmamak için pek fazla dile getirmedik.
 
 
 -Sabıka kaydı aradınız mı? 
 
 
 -Normal devlet kadrolarında ne aranıyorsa, burada da aynısı arandı.
 
 
 -"Sabıkasız Kürt bulunmaz" demişti Sırrı Sakık. 
 
 
 -Niye? Kürtleri böyle suçlamak hiç güzel değil. Bunu reddediyorum. Sabıkasız ne kadar Türk varsa, sabıkasız o kadar da Kürt var, aynı.
 
 
 -Rumca ve Ermenice yayın da var mı planlarınız arasında? 
 
 
 -Ona bir şey diyemem şu anda. Devletin ilgili makamları neyi uygun görürlerse biz onu yaparız. Ben aslında Türkiye'de konuşulan bütün dillerde yayıncılıktan yanayım. İnsanlar kendilerini ifade edebilsinler isterim. Hiçbir yasaklama taraftarı değilim.
 
 
 -TRT'nin Kürtçe yayına başlaması, Kürtçe üzerindeki tüm ipotekleri kaldırmaya yardımcı olur mu? 
 
 -Bu siyasi bir sorudur. Bu konularda bir şey diyemem. Ama arife tarif gerekmez herhalde. Bu siyasi bir karardır.
 
 -Halen pek çok kısıtlama var. Yer ve insan isimleri, yazışmalar yasak hala. Birbirlerine tebrik kartı gönderdikleri için insanlar soruşturmaya uğruyorlar.
 
 -Aslında bu tür yayınların bir rahatlama getireceği kuşkusuzdur. Ümit ederiz ki Türkiye normalleşsin. Bu tür bir rahatlama ortamına girsin. Biz onun taraftarıyız.
 
 
 -Yüksek Seçim Kurulu seçimlerde Kürtçe propaganda yapılmasını yasakladı. 
 
 
 -Bizim bu konuda bir şey söylememiz doğru olmaz. Bu devletin bütün birimleri ile bir ahenk içinde çözülecek şeylerdir. Biz eğer attığımız adımda yalnız başımıza kalırsak ileride bu açılımlar hedefe varmamış olabilir. Ama eğer bu açılımlara devletin diğer birimleri destek verirse, el birliği ile bu açılımlara devam edilirse, o zaman Türkiye büyük bir rahatlama ortamına girer. Ülkedeki barış ve istikrar bir an önce temin edilmiş olur.
 
 -W, x, q gibi harfleri siz yayınlarınızda kullanıyorsunuz. Ama yasak halen devam ediyor. 
 
 
 -Şimdi bu bir yayın dilidir. Biz yazışma yapmıyoruz. Bizim yaptığımız şey yayın dilidir. İngilizce yayın yaparken x, w, q'ları kaldırırsanız olur mu? Sonra Türkiye'de x, w,q'ların kullanılmadığı da yerine oturmayan bir sorudur. Affedersiniz bütün tuvaletlerde WC yazar. Yani şimdi bunu yasaklayalım mı? Bazı televizyonlarımızın isimlerinde W ve Q var, X var. O zaman onlar niye o ismi kullanıyorlar? Yani bunlar mesnetsiz yasaklar. Yasaklardaki mantığı da anlamış değilim. Zamanla kalkacaktır. Umarız öyle olur. 
 
 -TRT Şeş, devletin bir propaganda aracı, bir beyin yıkama aracı olacak mı? 
 
 
 -Bizim kanalımız TRT�1 formatında, yani bir eğlence ve aile kanalı. Şimdi aile ve eğlence kanalında propaganda yapmak ne derece sağlıklı ve akılla bağdaşabilir? Artık dünyada resmi ideolojik dayatmalar raflara kalkmış durumda. Bugün Sovyet türü veya ABD türü bir beyin yıkama operasyonlarını kimse kaale almıyor. ABD'nin Araplara yönelik bir El Hurra televizyonu var. Kimsenin bu televizyonu dinlediği yok. Çünkü açıyorsunuz ABD'nin ne kadar bölgeye yönelik iyi şeyler yaptığını sergiliyor. Günün 24 saati bu tür söylemlerle dolu. Fakat hiçbir seyirci toplamıyor. Bu tür ideolojik söylemlerle seyirciyi ekrana getiremezsiniz.
 
 
 -Roj tv ve benzeri kanallarla bir yarışma, bir rekabet içinde olacak mısınız?
 
 
 -Yok yok. Kesinlikle hiçbir kanalın alternatifi ve rakibi değiliz. Biz kendi kulvarımızda yürüyeceğiz. Biz kamu televizyoncusuyuz. Diğerleriyle yarış içerisinde olmamız akıl dışıdır.
 
 Türkler neyi seviyorlarsa, neyi izlemek istiyorlarsa Kürt seyircilerin de bunları görmek istedikleri saikiyle biz bu yayınları yapıyoruz. Kesinlikle resmi bir ideoloji ve söylemin içerisinde olmayacağız. Ve buna alet olmayacağız.
 
 -Kürtçe, TBMM'nin tutanaklarına "bilinmeyen bir dil" olarak geçti. Bu da pek çok yazar tarafından tiye alındı. Bundan sonra artık adı konabilecek mi? 
 
 
 -Bilmiyorum. Bazen bu tür şeyler olabilir. Yüce meclisimizin bir kararıdır. Kamu çalışanı olarak ben o konuda bir şey diyemem. Vatandaşımız son derece zekidir. Her şey yerli yerine oturur. Ben halkımızın sağduyusuna güveniyorum.
 
 
 -DTP milletvekilleri açılışa neden gelmediler? 
 
 
 -Biz davet ettik. Davete icabet etmediler. Kendi takdirleridir. Saygı ile karşılıyoruz.
 
 
 -Onları yarın bir gün açıkoturumlara da davet eder misiniz? 
 
 
 -Bizim hiç kimseye bir sınırlama getirdiğimiz yok. Yeter ki terör ve şiddet yanlısı söylemler olmasın. Bunun dışında her şeye açığız.
 
 
 -Yasaklarınız arasında hangi kelime ve kavramlar var? 
 
 
 -Diğer kanallarda ne tür yasaklar varsa, bizde de aynısı geçerli. Bu kanalda Türkçe tartışma programları da düşünüyoruz. Bu ülkede maalesef iki halk birbirini anlamada, birbirine empati kurmada bazı zorluklarla karşılaşıyor. Maalesef Kürt aydınların büyük bir kısmı Kürtçeyi televizyonda hitap edecek şekilde konuşamıyorlar. Biz bu Kürt aydınlarının ve Türk aydınlarının birikimlerinden istifade ile iki halkı birbirine daha nasıl yakınlaştırabiliriz, seyircileri nasıl ekrana getirebiliriz onun endişesi ve kaygısı içerisindeyiz.
 
 
 -Kürtçe yerli dizi yapmayı düşünüyor musunuz? 
 
 
 -Teklifler var. Değerlendirme aşamasındayız. Yakın bir sürede özel televizyonlarda da Kürtçe yayın başlar diye tahmin ediyorum ben. Aslında rekabetin olduğu ortam bize de yarar. Rekabetin olduğu ortamda kalite yükselir. Seyircilerimiz daha iyi bir televizyon ekranı ile karşı karşıya gelirler. Belki bizim görmediğimiz bir şeyi başkaları ele alabilir.
 
 -Reklam alacak mısınız? 
 
 
 -Talepler var. Reklam dairemizle görüşmeler devam ediyor.
 
 
 -Civan Haco niye gelmedi açılışa? 
 
 
 -Bazı teknik zorluklar nedeniyle. Biliyorsunuz onun müzik grubu yabancılardan oluşuyor. . Onlarda Noel tatili vardı, o nedenle gelemediler. Politik bir sebeple değil yoksa.
 
 -Peki, daha sonra gelebilecek mi? 
 
 
 -Kendi taktiridir. Biz hiç kimseyi dışarıda bırakmak istemiyoruz. Herkese kapımızın açık olduğunu söylüyoruz. Bir çekinceleri olabilir bazılarının. Yıllarca süren bir baskı politikası var. Bakalım ne olacak, nereye gidecek diye insanlarda öyle bir tedirginlik var. Biraz bekle gör politikası. Bakalım yayın hakikaten insanların dediği gibi mi olacak diye düşünüyor olabilirler. Bu da gayet normal, psikolojik bir hadisedir. Burada özellikle Nilüfer Akbal ve Rojin'e teşekkür ediyoruz. Bizimle birlikte bu yola çıkanlar, bizimle birlikte ilerleyenlerle biz de sonuna kadar birlikte yürürüz. Bu arkadaşlar hakikaten cesaretli, cesur, bu ülkenin birliğine, beraberliğine, bütünlüğüne hizmet etmek istediler.
 
 -Risk aldılar değil mi?
 
 
 -Tabii. Bunların Türk seyircileri de vardı, Kürt seyircileri de vardı. Bütün seyirci kaybetme, taban kaybetme pahasına biz sizinle birlikte varız dediler. Bunları cesaretlerinden dolayı kutlamak gerekiyor. Hatta bununla ilgili Avrupa'daki bazı Kürtçe sitelerde "Kürt kadınları Kürt erkeklerinden daha yürekli" diye yazıldı.
 
 -Eskişehir için ilk Xizır kelimesini mi kullandınız?
 
 
 -Biz Heidegger'in bir lafından yola çıkarak "aynı göğün altındayız" sloganını benimsedik.
 
 Ve bunu da vurgulamak için Ayşe İzmir'den, Hızır Eskişehir'den deyip bir çok ilin ismini saydık, Türkiye'nin değişik yerlerinden isimler verdik. Medyamız Hızır'ı anlamadı, Eskişehir diye yazdı. "Aynı göğün altındayız"ı, aklıevvel bir takım gazetecilerimiz "aynı Osmanlı gibiyiz" diye çevirdiler. Ve hemen hemen hiçbir gazete doğru yazmadı bu sloganı.
 
 -Demek ki bir misyonunuzun daha olması gerekiyor: Ekranda dil öğretmek.
 
 -Biz eğitim kuruluşu değiliz. Sadece insanlara hoşça vakit geçirme ve bilgilendirme yaparız.
 
 Üniversite kürsülerinde Kürt filolojisi yok. Urduca var, Hintçe var, Çince var. Milli Eğitimden böyle bir istek gelirse, TRT ile gelin protokol yapalım, burada Kürtçe öğretelim derse, kurumun ilgili birimleri bunu değerlendirirler. Olur ya da olmaz. O bizim tek başınıza vereceğimiz bir karar değil.
 
 NURİYE AKMAN- ZAMAN Kürtçe yayına başlayan TRT6 ‘nın başındaki çok dilli yayınlarının koordinatörü Sinan İlhan TRT'nin yaptığı atağın perde arkasını Zaman Gazetesi Yazarı Nuriye Akman'a anlattı İşte Akman'ın Röportajı: TRT Şeş, bir hatadan geri dönüşün ve devletin özgüveninin göstergesidir TRT'nin çok dilli yayınlarının koordinatörü Sinan İlhan'ı, ço...

Kıbrıs veya Filistin
Haber 7 - 05.01.2009 12:00
Semitizm varsa antisemitizm de olur. İsrail resmen soykırıma başladı. Ölen 505 kişinin 120'si kadın ve çocuk, üç ambulans ve bir cami bombalandı. Bosnayı hatırlatan görüntüler görüyoruz.

TRT Şeş'i genel müdürü anlattı
SamanyoluHaber - 05.01.2009 11:57
haber: TRT Şeş'i genel müdürü anlattı

Bu haftaki röportaj konuğum TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin. Konu malum; TRT Şeş... 2009'un ilk gününde yayına başlayan Kürtçe TV, Kürt sorununda bir kırılma noktası. Bunu TRT'nin yapmasının önemi ise daha büyük. Çünkü bundan birkaç yıl öncesine, 1990'lı yıllara kadar Kürtçe konuşmak hapislikti. Bu kanal, Kürtçenin resmi kabulüdür. Üstat Hasan Cemal'in deyimiyle "Artık Kürt de var, Kürtçe de... İnkâr politikası iflas etti." Tabii ki bu kanalın açılmasında en büyük pay İbrahim Şahin'e ait. Bu çabanın altında, uzun yıllar Güneydoğu'da kaymakam olarak görev yapması nedeniyle bölgeyi tanıması yatıyor. Şahin, 14 yıl sürdürdüğü kaymakamlıktan sonra İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliği, ardından PTT Genel Müdürlüğü yaptı. Bir de çok iyi piyano çalıyor. Nereden diye sorduğumda "İngiltere'de görev yaptığım günlerde öğrendim" diyor...
 
 * TRT Şeş'e ilgi nasıl? Halk, bölücü yayın yapan Kürtçe kanalların bulunduğu uydudan, TRT 6'nın yer aldığı Türksat uydusuna döndürmek için çanak anten satanların önünde kuyruk oluşturuyormuş. Hatta kuyrukta üşümeyelim diye adresini bırakıp gidiyorlarmış.
 
 * Riskli değil miydi? Hem de çok. Eskiden beri korku vardı insanların içinde "Acaba bir sıkıntı olur mu" diye. Türk milleti olarak bu kanalla, bu korkuyu çok rahat aştık. Bu önemli. Çünkü sürekli bir direnç vardı. Kabul edilmez bir tutummuş gibi algılanıyordu. Ama sonuçta açıldı ve gördüğünüz gibi dünyanın sonu gelmedi. İnsanlar yeni bir kanala kendi ana dillerinden hem de TRT'de, yani devlet eliyle ulaşıyor. Bu çok önemli. Güneydoğu'da ilk televizyon geldiği dönemdeki gibi bir yapı oluşmuş; Türksat uydusu olanlara komşuları aile oturmalarına gidiyor.
 
 * Kürtçe bundan birkaç yıl öncesine kadar yasaklı bir dildi... Hatta "Böyle bir dil yoktur" deniliyordu...Bu dili yok saymak mümkün değil. Görmezden gelebilirsiniz ama yok sayamazsınız. Doğruyu inkâr olur.
 
 * Yıllarca o bölgede görev yaptınız. Bu kanal Kürtler için ne ifade ediyor? Onlar için ihtiyaçtı. Çünkü devlet olarak gerek Osmanlı döneminde, gerekse cumhuriyet kurulduğundan bu yana Türkçeyi öğretmemişsek ve kendi anadillerinde konuşmayı da yasak ediyorsak, kanaatimce bu Kürt kökenlilere eziyetten başka bir şey değil. Oradaki insanlar tek bir bayrak altında yaşamak istiyor. Kanalı İstiklal Marşı'yla açtık. Kürtçe anadilleri. Bundan daha kutsal bir şey olabilir mi? Biri bize Türkçeyi yasaklasa ne kadar eziyet olur düşünsenize. Bu kanal birlikte yaşamı pekiştirecek. Kanal milli birlik için çimento görevi görürse bundan daha büyük mutluluk olabilir mi bir bürokrat için?
 
 * Karşıt tepkiler nasıl? Böyle bir kanalın farklı bir milletin oluşmasına götüreceği ve ileride bölünür korkusu vardı. Bu nedenle kanun değişimine karşı duranlar oldu. Bir de ellerindeki malzemelerin alınacağı korkusunu yaşayanlar vardı. Bizi eleştirenler madem ki düne kadar başarılıydı, o insanlara Türkçe öğretselerdi. Ama bu biz bu kanalı kurduk, artık onlar Türkçe öğrenmeyecek anlamına gelmiyor. O insanlar şimdi daha çok Türkçe öğrenecek, çünkü birbirimizle daha çok kucaklaşacağız. Kendi anadillerinden televizyon veya radyo imkânı sunarsan devlete daha bağlı kalırlar. Ya oralarda tek kelime Türkçe bilmeyen kadınlar var. Hakkâri'nin uç köylerindeki evlerde farklı devlet liderlerinin fotoğraflarının olduğu söylenir; bu kötü niyetle olduğu için değil. Kürtçe bazı kanallarda bunu görüyorlar. Bu çok acı. Rusya bile Kürtçe televizyon kurdu. Korkularla bir yere varılmaz, ortak nokta bulmamız var. 
 
 Ne resmi ideoloji ne de bölücü yayınlar var
 
 Türkiye'de demokratikleşme sancısı yaşanıyor. Kürtçe TV, Aleviler hakkında yayın ve Ermenice radyo projeleriyle bir açılım mı yapıyorsunuz? Hükümetin, AB politikasına daha da yaklaşalım düşüncesi olmuş olabilir ama ben Kürtçe TV'nin gerekli olduğundan inandığım için çok çabaladım. Çünkü bu ülkede sayısı speküle ediliyor ama isterse bir kişi olsun kendilerinin anladığı bir dilden yayın yapmak insan haklarının gereğidir. Böyle bir açılımı TRT'nin yapması normal. Ama beni üzen başka bir durum var.
 
 * Nedir o? Kürt kökenli vatandaşlarımızın haklarını sözde savunan bazı sivil toplum örgütleri ve temsilcileri bizi savcılığa şikayet edecekleriyle ilgili basın toplantısı yaptı. "Yasak olan, alfabede olmayan harfleri kullanıyoruz" diye.
 
 * Şu anda gerçekten suç mu? X harfi Fox TV'nin karakterinde var. W ise Show TV'nin logosunda var. Bu harfleri toplatmak için savcılığa başvuracaklarmış. Ama biz çok zekice bir şey yapmışız; TRT Kanunu değiştirilirken; "Farklı dil ve lehçelerde yayın yapabilir" hükmünü koymuştuk. Yasal bir zemine oturttuk. Bu yasal zeminde hareket ediyor olmamıza rağmen, bunu söylemleri şık değil.
 
 * Kürtçe kanalın içeriği nasıl olacak? Klasik aile kanalı olacak. Diziler, haberler, eğlence, kadın, dini ve müzik programları olacak. Bu müzik programlarında o bölgenin halk ozanlarından olan dengbejler de olacak. Kürtçe müzik yarışmaları düzenleyeceğiz. Spor ve belgeseller de yayınlanacak. Kesinlikle hiçbir şekilde bölücü unsurlar olmayacak.
 
 * Resmi ideoloji? Resmi ideolojiyi de hiçbir şekilde dayatmayacağız. Bunlara girmeyeceğiz. Bazıları bu kanal için "Seçim yatırımı" diyor. Seçim yatırımına bu kadar para yatırılmaz. Seçimle ilgisi yok bunun. Arkadaşlarımız Kürtçe kanalı "2009 Eylül'ünde açabileceğimizi" söyledi. Ben "Geç, mart olsun" dedim. Arkadaşlar bu kez de "Martta seçim var, seçimi yatırımı olarak algılanır" deyince 1 Ocak'ta karar kıldık. TRT Türk'ü de 21 Mart Nevruz günü açacağız.
 
 * Onun içeriği? Orada da Türk dünyasına yönelik bir kanal oluşturuyoruz. 
 
 Ermenice TV lüks kaçar 
 
 Ermenice televizyon haberleri de çıktı? Ermenice televizyon ilk etapta lüks kaçar.Ermenice radyoyla ilgili devlet kademelerinde ta-lep var. Ermenistan sınır komşumuz olmasına rağ-men sanki Çin'den daha uzakmış gibi. Bu radyobir bağ olsun. İlişki kuralım.
 
 * Ermenilerin talebi var mı? Hayır. Ermenilerin radyo ve televizyon talebiyok. Ama bu radyoyla Ermenistan'a düşünceleri-mizi aktarmış olacağız.
 
 * Başka yeni proje var mı? Arapça kanalın çalışmalarına başlayacağız.24 saat yayın yapacak İngilizce haber kanalı, aynışekilde Türkçe haber kanalı, spor ve müzik kana-lı projelerimiz var. TRT'nin öncülük ettiği TürkSanat Müziği, halk müziği ve caz müziği var. Hiç okunmamış bestelerin yer aldığı ciddi müzik arşi-vimiz mevcut. Sanatçı kadromuz var. Bunlarla çokkaliteli bir müzik kanalı oluşturacağız.
 
 * Kürt müzisyenler Şiwan Perver ve Ciwan Ha-co'nun TRT Şeş'in açılışına gelmeme nedeni neydi? Kanal yöneticisi arkadaşlarımız bu iki ismin açı-lışa gelmesi durumunda müthiş bir sempatinin olu-şacağını söyledi. Fakat gelmediler. Şiwan Perver,programına uymadığı için gelemedi. Gelmediklerizaman kendimizi camdan aşağı atacak halimiz yok,bizim ekrana çıkaracağımız çok sanatçımız var. Şi-wan Perver zaten kanalı olumlu bulduğunu söy-lüyor. Kliplerini sanırım bize verecek. AyrıcaKürt kökenli vatandaşlarımızdan han-gisine mikrofon uzatsanızsesi güzeldir. 
 
 Hadise para almadan çıktı 
 
 * Hadise'yle TRT özdeşleşti neredeyse... Hadise'yi seçerken çok zorlandık. Acaba Tür-kiye'de nasıl kabul görür diye. Ben anket yönteminiuyguluyorum. İnternet veya televizyon üzerindenhalka soru soruyorum. "Eurovision yarışmasına kimkatılsın" diye isimler sorduk? Halk, "Hadise" de-di. Bir de Hadise yurtdışında yaşıyor, 3-4 dil bili-yor. Teklif götürdüğümüzde bizi kırmadı.
 
 * TRT'nin geçen yıl yılbaşı programı için ödediği para hâlâ tartışılıyor. Bu yıl ne kadar ödediniz? Medya geçen sene Tarkan'a 2.5 milyon dolarödediğimizi yazdı, sonra bu rakamı 750 bin dolara çektiler. Oysa biz Tarkan'a 125 milyar lira verdik. Şimdi de Hadise'ye hiç para vermediğimiz halde 450 milyardan bahsediyorlar.
 
 * Neden para almadı? Geçen sene de yeni gelmiştim, yoksa Tarkan'ada para vermezdim. Hadise'den rica ettik yılbaşıgecesi para almaması için, o da kabul etti. Bizdeprogram yapan bir sanatçıya "Yılbaşı programınaçıkın ama para talep etmeyin" dedim. "Tamam"dedi. Sonradan menajeri aracığıyla para talep et-miş. Ben de "O çıkmayacak sonra da programınıçabuk bitirin" talimatını verdim. Programına za-ten yeteri kadar para veriyorum. Hadise, para is-temediği için şimdi kendisine program yapmasınıteklif edeceğiz. Yılbaşı gecesi çok da iyi reyting al-dık. Eurovision için seçilen şarkı çok iyi. Sanatçı veşarkı üzerinde ilk kez genel konsensüs oldu. 
 
 Çalışan sayısını azalttım 
 
 Bir de kadrolaşma iddiaları var... Kadrolaşmadan ne anlaşıldığının açıklanma-sı lazım. Bin kişiyi yüzde 30 ilave ikramiyeyle emekli ettik. Eğer kadrolaşma olsaydı boş olan kadro-larımızı hızla doldururduk. Kadrolaşma, mevcutkadroları boşaltıp yerlerine yakınlarınızı, dünya gö-rüşünüze göre adam almanız demektir. Oysa bukurumda 400 civarında müdürlük unvanlı kadrovardı. Bunu 260'a çektik. Bölge müdürlüklerini kal-dırdık. Kadrolaşan birileri bölge müdürlüklerini kal-dırır mı? Daire başkanlarının sayısını azalttık.
 
 * TRT'de kaç kişi çalışıyor?6 bin 700'e indi çalışan sayısı.
 
 * Siz geldiğinizden bu yana kaç kişi işe alındı? 3 bin 538 kişilik boş kadromuz var. İstesek bukadar kişiyi alabiliriz. Ama bizim aldığımız çalışansayası; 41 kişi naklen, birkaç kişi de sözleşme-li. Kendilerinin aklında kadrolaşma olduğuiçin hep kadrolaştığımızı söylüyorlar. İkincisi deyeni adam almasınlar diye gözdağı veriyorlar.Ben de şunu söylüyorum; benden önceki genelmüdür bin 760 kişi almış. Benden önceki ge-nel müdürden 1 kişi fazla aldığım zaman kad-rolaştığımı söyleyebilirler. Neredeyse aydabir kanal kuruyorum. Kolay mı? TRT'nin ger-çekten ihtiyacı olan kaliteli çalışan alacağım. 
 
 SABAH Bu haftaki röportaj konuğum TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin. Konu malum; TRT Şeş... 2009'un ilk gününde yayına başlayan Kürtçe TV, Kürt sorununda bir kırılma noktası. Bunu TRT'nin yapmasının önemi ise daha büyük. Çünkü bundan birkaç yıl öncesine, 1990'lı yıllara kadar Kürtçe konuşmak hapislikti. Bu kanal, Kürtçenin resmi kabulüdür. Üstat Hasan Cemal...

Kadına silah çok yakışıyor-FOTO GALERİ
EnSonHaber - 05.01.2009 11:24
haber: Kadına silah çok yakışıyor-FOTO GALERİ

Bez Bebek'in kötü kalpli kızı Fatoş Kabasakal birgün lazım olur diye silah kullanmayı öğrenmiş. Bez Bebek'in kötü kalpli kızı Fatoş Kabasakal birgün lazım olur diye silah kullanmayı öğrenmiş.

TASARRUFLARINI DEĞERLENDİRMEK İSTEYENLERE …
SamanyoluHaber - 05.01.2009 10:58
Ekonominin uzmanları, kriz dönemine kadar tasarruf sahiplerinin paralarını nerde ve nasıl değerlendirmesi ile ilgili tavsiyelerde bulunuyordu. "Dövize mi yatırsam? Altın mı alsam? Borsaya mı girsem?Acaba emlak mı daha karlı?" Her dönemde en çok sorulan sorular bunlar. Elindeki varlığı nasıl değerlendireceğini düşünenlere verilen en klasik cevap : "...

5 soruda Gazze operasyonu
Haber 7 - 05.01.2009 09:42
İsrail, Gazze'ye neden şimdi girdi? 'Dökme Kurşun' ne zaman planlandı? İsrail seçimlerinin harekata etkisi ne? Hamas'ın başarı şansı nedir? Hizbullah da çatışmaya dahil olur mu?

İsrail'i kim durduracak?
SamanyoluHaber - 05.01.2009 09:41
haber: İsrail'i kim durduracak?

Hizbullah'ı hedefe koyup Lübnan'ı ve oradaki Filistin mülteci kamplarını vuran İsrail, şimdi de Hamas'ı 'yok etmek' için Gazze'ye saldırdı. Onlarca kez savaşa girişen, sivilleri vurmaktan kaçınmayan, şiddeti devlet politikası hâline getiren İsrail'e kim dur diyecek?
 
 27 Aralık Cumartesi günü Gazze'deki polis merkezinde yaşananlar tüm çıplaklığıyla sergilendi dünya televizyonlarında. Metrekaresine 5 Filistinli düşen Gazze'de saat 11.00 sularında başlayan mezuniyet törenini hedef alan İsrail füzeleri, saniyeler içinde onlarca polis adayını tanınmaz hâle getirmişti. Son dakikalarını şahadet getirerek tamamlamak isteyen Filistinli gencin görüntüsü günlerce döndü ekranlarda. Bu tablo, iki yıl önce yine bir İsrail saldırısı sonrasında Lübnan'da annesinin kollarında can veren mavi emzikli Vaad'ı hatırlattı. 10 günlük Vaad'ın görüntüsü Müslüman dünyayı hüzne boğmuştu.
 
 İsrail geçen hafta Hamas bahanesiyle vurdu 360 kilometrekareye sıkıştırdığı Filistinlileri. İlk hedefi Gazze'deki kamu ve hükûmet binalarıydı, bir haftanın sonunda vurulmadık okul, cami, parti bürosu, resmî kuruluş kalmadı. Sadece mekânlar değil çocuklar, kadınlar, doktorlar ve ambulanslar da hedefteydi. Hatta, aylarca süren ambargoda Filistinlileri açlıktan ölmekten kurtaran tüneller de vuruldu. İsrail'in niyeti Filistinlilerin tüm hayat damarlarını kesmekti. Ekranlara yansıyan yaralı bir Filistinli babanın feryadı, katliamın boyutlarını ortaya koyuyordu: "Biz siviliz. Hiçbir örgüte bağlı değilim, sadece Filistinliyim. Hepimizi cezalandırıyorlar. Sivillerin suçu ne? Ölenler İsrailli olsaydı tüm dünya ayaklanırdı. Biz insan değil miyiz? Kendi toprağımızda yaşıyoruz, İsrail'den çalmadık." İsrail, 2006'da Lübnan'a yönelik saldırısını tekrarlıyordu âdeta. Ancak bu sefer daha planlı, daha sinsi ve daha acımasız... Misket bombalarının yerini adı konmamış, beyin travmasıyla ölüme yol açan silahlar aldı. Camiler bile 'Hamas militanlarının toplanma yeri' veya 'silah deposu' olduğu gerekçesiyle vurulurken, bilanço gün geçtikçe kabardı; 50'si çocuk 450 Filistinli hayatını kaybetti, 2 bine yakını da yaralandı (2 Ocak itibarıyla). İsrail Genelkurmay Başkanlığı'na göre, operasyonun ilk haftasında yaklaşık 500 hedef yok edildi. İsrail, tüm dünyadan gelen ateşkes çağrılarına kulak tıkadı.
 
 SADECE HAMAS'I DEĞİL, GAZZE'DEKİ FİLSİTİNLİLERİ TASFİYE PLANI
 
 Peki İsrail ne yapmaya çalışıyor? Gazze Şeridi'ndeki birçok stratejik hedefe yönelik eş zamanlı ve şiddetli saldırılar aslında büyük bir planın yansıması. İsrail'in sadece Hamas'ı hedef almadığı, Gazze'deki tüm Filistinlileri yerinden edecek bir savaşa hazırlandığı hissediliyor. Çok net ve planlı olarak Gazze'nin muhtemel bir kara harekâtına karşı direniş noktası olabilecek tüm altyapısını yıkıyor. Ortadoğulu yorumcuların ifadesiyle, tankların yolunu açıyor. Hâlbuki İsrail ordusu daha önceki Gazze saldırılarında sadece Kassam füzelerinin yapıldığı atölyeler ile fırlatma noktalarını tespit edip havaya uçuruyordu. Şimdi ise yer altı ve yer üstü kaynakları ile sivil halk "Hamas'ı hedef alıyorum" bahanesiyle yok ediliyor. Bir İsrailli komutanın, "Hamas ile uzaktan yakından alakası olan herkes ve her şey yok edilecek." demesi operasyonun çok kapsamlı olduğunu ve devam edeceğini de ortaya koyuyor. Diğer taraftan İsrail, daha yapacak çok şeyi olduğunu gösterircesine başta Birleşmiş Milletler (BM) ve Türkiye olmak üzere tüm dünyadan gelen ateşkes baskısını göz ardı ediyor. Ateşkesi kabul etmeyi "Hamas'ı meşrulaştırmak" olarak yorumluyor. Hamas'ın yolladığı 'Kassam' füzelerini de kendi haklılığını göstermek için kullanıyor. Seçimle gelmiş ve Gazze bölgesini yöneten Hamas'ı 'terör örgütü' olarak gördüğünü tekrar ederek, "Siz de olsanız aynı tepkiyi gösterirsiniz." savunmasını yapıyor. İsrail, Hamas'ın füzelerden dolayı bugüne kadar beş vatandaşının hayatını kaybettiğini ileri sürüyor. Ancak, bununla ilgili net kanıtlar ortaya koymaktan kaçınıyor.
 
 İsrail'in korkulu rüyası(!) Kassamlar sahneye 2000 yılında çıkmıştı. İngiliz manda yönetimine karşı 1930'larda başlatılan ilk Filistin direniş hareketinin önderlerinden İzzettin Kassam'dan adını alan bu roketler, Gazze'de metal atölyelerinde üretilen; 10 kilogramlık savaş başlığı taşıyabilen basit ve ilkel silahlar. İsrail'i korkutan ise son altı ayda Kassamların menzilinin 6 kilometreden 40 kilometreye çıkmış olması. Balistik ve teknolojik açıdan düşünüldüğünde bu bir devrim. Gazze'den İsrail'in güneyine yönelik füze saldırılarının hedefleri arasına Aşdod, Aşkelon, Kiryat Malaç, Ber-Şiba gibi bugüne kadar güvenli görülen yerler de girdi artık. İsrail, 300 bin nüfuslu bir bölgesinin tehdit altında olduğunu savunuyor.
 
 Amerikan menşeli 2,5 tonluk lazer güdümlü bombalarla hava ve denizden devam eden bombardımanın yanı sıra Gazze Şeridi'nin sınırları boyunca tanklarını konuşlandırması İsrail'in operasyonu daha da genişleteceğinin göstergesi. Kaynaklar, İsrail özel güçlerinin küçük gruplar hâlinde birkaç kez Gazze'ye girdiğini ve vur kaç operasyonlarına başladığını öne sürüyor. Ayrıca bu özel güçlerin yeni hedefleri işaretlediği, kente girecek tank ve zırhlı araçların güzergâhını temizlediği belirtiliyor.
 
 Diğer taraftan şu ana kadarki bombalama taktiği, ABD'nin Bağdat bombardımanına benziyor. Yani bir kara harekâtına engel olabilecek bütün insan kaynaklarını, polis akademisini, güvenlik güçlerinin merkezlerini, korunaklı binaları ortadan kaldırıyor. Dolayısıyla bu bombardıman kara harekâtını haber veriyor. Todays Zaman Ankara Temsilcisi Kerim Balcı'nın tabiriyle İsrail Eğer Hamas'ı belli bir pozisyona zorlasaydı, kara harekâtını düşünmezdi. Ama açıkça Hamas'tan bir pozisyon beklemiyor, onu yok etmeye geldiğini söylüyor: "Teslim olması, silah bırakması gibi hiçbir çağrıya tenezzül dahi etmiyor. 'Yok etmeye geldim' diyor. Ateşkes çağrılarına kulak asmamasının sebebi de bu aslında."
 
 ...
 
 TÜRKİYE MEKİK DİPLOMASİSİYLE NE YAPMAK İSTİYOR?
 
 Gazze saldırısının Annapolis sürecinde ortaya çıkan iki devletle yola devam mutabakatını da tamamen ortadan kaldırdığını söylemek yanlış olmaz. BM Güvenlik Konseyi'nin yeni üyesi olan Türkiye, hem Ortadoğu hem dünya genelinde sürdürdüğü diplomasisini öncelikli iki konu üzerine inşa ediyor. İlki çatışmaların derhal durması, ikincisi Filistin'deki grupların (El Fetih-Hamas) çatışmasını ve ayrılıklarını önlemek. Suriye ve Ürdün'ün ardından Mısır'ı ziyaret eden Başbakan Erdoğan burada da ateşkes ve ambargonun kaldırılması çağrısı yaptı. Ancak Hamas ile politik-diplomatik hesabını bitirmek istemeyen Mısır, ambargonun bir parçası olmasına rağmen 'sessizliği' seçti. Mısır'ın sessizliği Türkiye ziyaretinin ardından bozuldu. Dışişleri Bakanı Ahmet Ebul Geyt, 'Hamas saldırıları kesilmediği müddetçe operasyonların bitme imkânı olmadığını' söyleyerek İsrail'in yanında olduğunu gösterdi.
 
 Türkiye Arap Birliği ile İKT (İKÖ) arasındaki dengeyi de gözeterek; Ortadoğu'daki aktörlere 'barışçıl çözümü isteyin' baskısı yapıyor. Ancak bu baskının tarafları Mısır, Suriye, İsrail, Filistin'deki grupların zaten belli olan safları ve katı tutumları; kalıcı çözümlerin önünü hep tıkıyor. Obama yönetiminin tarafsız bir Ortadoğu politikası belirlemesi Türkiye'nin en büyük umudu. Fakat şimdilik böyle bir belirti yok. Türkiye'den başka hiçbir devlet sorunun çözümü konusunda net mesaj vermiyor. Türkiye'nin İKT Genel Sekreterliği ve BM kanalıyla yürüttüğü çoklu diplomasinin tek gayesi dünyanın bu meseleyle ilgilenmesini sağlamak, sivillerin daha fazla zarar görmesini önlemek. Türkiye, 'sıfır problem, maksimum diplomasi' stratejisi ile tarafları masaya davet ediyor. İsrail-Türkiye arasındaki ilişkilerin siyasi boyutu bir yana, 'askerî, ticari kısmı da masaya yatırılırsa etkili olur' sesleri işte bu yüzden yükseliyor. Özellikle Türkiye-İsrail arasındaki askerî ilişkilere yönelik eleştirilerin önümüzdeki günlerde daha da artacağı tahmin ediliyor.
 
 HABERİN TAMAMINI AKSİYON DERGİSİ'NDEN OKUYABİLİRSİNİZ
 
 Aksiyon bugün bayilerde.. Hizbullah'ı hedefe koyup Lübnan'ı ve oradaki Filistin mülteci kamplarını vuran İsrail, şimdi de Hamas'ı 'yok etmek' için Gazze'ye saldırdı. Onlarca kez savaşa girişen, sivilleri vurmaktan kaçınmayan, şiddeti devlet politikası hâline getiren İsrail'e kim dur diyecek? 27 Aralık Cumartesi günü Gazze'deki polis merkezinde yaşananlar tüm çıplaklığıyl...

 
Olur Köyleri
Akbayır - Altunkaya - Atlı - Aşağıçayırlı - Aşağıkaracasu - Begendik - Beşkaya - Boğazgören - Bozdoğan - Coşkunlar - Çataksu - Eğlek - Ekinlik - Filizli - Güngöründü - Ilıkaynak - Kaban - Kaledibi - Karakoçlar - Keçili - Kekikli - Köprübaşı - Oğuzkent - Olgun - Olurdere - Ormanağzı - Sarıbaşak - Soğukgöze - Süngübayır - Taşgeçit - Taşlıköy - Uzunharman - Ürünlü - Yaylabaşı - Yeşilbağlar - Yolgözler - Yukarı Karacasu - Yukarıçayırlı - Yıldızkaya - Şalpazarı
(C) 2007 YurtGundemi.Com
Bu sayfada ulusal basında çıkan OLUR HABERLERİ, olur haberleri özet olarak listelenmiştir. Haber detaylarını okumak için ilgili haber sitesi linkini kullanabilirsiniz.

Sitemiz, internet kullanıcılarının birçok sitedeki haberi kolayca takip edebilmesi için, haber sitelerinin ve gazetelerin RSS servislerini kullanarak haber özetleri yayınlamaktadır. Haberlerin detayları yine ilgili haber sitesinden okunabilir.